Hogwarts’ın o yüksek taş kuleleri, gece rüzgarının uğultusuyla sarsılırken, şatonun üzerine tarihin en ağır gecelerinden biri çökmüştü. Albus Dumbledore, Karanlık Mağara’dan getirdiği madalyonun (ki sonradan sahte olduğu anlaşılan) ardından bedenindeki zehrin ve tükenen enerjinin son sınırındaydı. Karanlık Lord’un emriyle, Draco Malfoy’un o korku dolu ve titreyen elleriyle şatoya sızan Ölüm Yiyenler, merdivenleri tırmanarak kuleye çoktan ulaşmıştı.
Albus, aşağıdan gelen ayak seslerini duyduğunda, alt kattaki merdiven başından gizli bir büyüyle Harry Potter’ı görünmez kılmıştı. Harry, aşağıda donakalmış bir halde, görünmezlik pelerinini sıkıca tutarak bu anı izliyordu; çünkü Albus, onun hareket etmesini yasaklamıştı. Kuleye giren kapı gıcırtıyla açıldı ve elleri titreyen, gözlerinde hem hırs hem de ölüm korkusu taşıyan genç Draco Malfoy içeri girdi. Asası Albus’a doğrultulmuştu.
"Draco," dedi Albus, sesi her zamankinden çok daha yumuşak, adeta bir babanın şefkatiyle doluydu. Asasını bile kaldırmamıştı. "Gecenin bu saatinde buraya seni ne getirdi? Sevdiğin insanları korumak için mi buradasın, yoksa o karanlık görevi tamamlamak için mi?"
Draco hıçkırarak asasını tuttu, ama laneti söylemeye cesaret edemiyordu. O sırada arkadan süzülerek gelen diğer Ölüm Yiyenler ve en önde o soğuk, gölgeli siluetiyle Severus Snape kuleye adım attı. Bellatrix Lestrange sabırsızlıkla sızlanırken, Snape öne çıktı. Yüzündeki o maske, zamansız bir kararlılıkla mühürlenmişti.
Albus, gözlerinin içine baktığı Snape’e doğru yavaşça başını salladı. Bu, yıllar önce yapılan o gizli anlaşmanın, o kaçınılmaz sonun ta kendisiydi.
"Severus..." diye fısıldadı Albus, adeta bir yalvarış değil, bir emir gibi.
Snape, yüzündeki o buz gibi ifadeyle mürver asasını kaldırdı. Gözlerinde anlık bir acının pırıltısı belirdi, ama eli hiç titremedi. "Avada Kedavra!"
Yeşil ışık kuleyi aydınlattığında, Albus Dumbledore’un bedeni yavaşça arkaya doğru süzüldü ve astronomi kulesinin o yüksek korkuluklarından aşağıya, geceye doğru düşmeye başladı. Harry, kaskatı kesilmiş bir şekilde aşağıya baktığında, Albus’un o huzurlu ve sakin yüz ifadesini gördü. Bir devir kapanmış, satranç tahtasında en büyük piyon düşmüştü; ancak Albus, bu ölümün bile büyük planın sadece bir parçası olduğunu biliyordu.