Azgın dalgaların sarp kayalıklara çarptığı o ıssız ve karanlık sahil, sihir dünyasının en korkunç sırlarından birini saklıyordu. Albus Dumbledore ve Harry Potter, gizli bir büyüyle açılan o dar yarıktan içeri, Tom Riddle’ın yıllar önce masum çocuklara işkence ettiği ve horcrux'u gizlediği o devasa, yeraltı gölünün kıyısına ayak bastılar. Havada ağır, ölüm kokan bir küf ve çaresizlik kokusu vardı.
Önlerinde duran siyah, buz tutmuş gölün ortasında, yeşil bir ışıkla parlayan gizemli bir ada ve o adanın üzerinde Salazar Slytherin’in madalyonunu barındıran o lanetli taş kase duruyordu. Albus, sağ elindeki zehrin bedenini her geçen saniye daha fazla sardığını, nefesinin daraldığını hissediyordu; ancak geri adım atamazdı. Kaseye ulaşmak için tek bir yol vardı: İçindeki o zehirli, zihni acı verici anılarla dolduran acı iksiri son damlasına kadar içmek.
"Bunu benim içmem gerekiyor Harry," dedi Albus, sesi her zamankinden daha kısık ama kesindi. "Eğer zayıf düşersem, beni durdurmalısın. Ne pahasına olursa olsun o iksiri bitirmemi sağlamalısın."
Harry, dehşet içinde izlerken Albus kaseden ilk yudumu aldı. O an, Albus’un yüzündeki o bilge ve huzurlu ifade bir anda yerini derin bir acıya bıraktı. İksir, Albus’u geçmişin en karanlık pişmanlıklarıyla, kız kardeşi Ariana’nın kaybıyla ve Grindelwald ile geçirdiği o gençlik günlerinin günahlarıyla yüzleştiriyordu. "Lütfen... Durun... Onlara zarar vermeyin!" diye fısıldıyordu Albus, kendi zihninin yarattığı kabuslar arasında kıvranarak. Harry, gözyaşları içinde müdürünü o lanetli kaseden içmeye zorlarken, Albus son damlayı da yuttu.
Kase boşaldığında, Albus yere yığıldı. Ancak gölün suları bir anda hareketlendi; yüzlerce Inferius—karanlık büyüyle diriltilmiş cesetler—sudしょから çıkarak Harry ve Albus’un üzerine doğru sürünmeye başladı. Harry, elleri titrerek büyü yapmaya çalışırken, Albus son gücünü topladı ve mürver asasını havaya kaldırarak devasa bir ateş çemberi yarattı. Ateş, yaratıkları geri püskürttü.
Madalyon elindeydi. Albus, Harry’nin desteğiyle o karanlık mağaradan çıkıp Hogwarts’a döndüğünde, parmaklarının ucuna kadar buz kesmişti. Sona çok az kalmıştı; ve bu satranç tahtasında artık en kritik hamlenin zamanı geliyordu.