Hogwarts’ın o yüksek taş koridorları, dış dünyadaki savaşın gölgesiyle her geçen gün biraz daha kararıyordu. Albus Dumbledore, sağ elindeki o lanetli, simsiyağ karartının vücuduna yayılmasını Severus Snape’in hazırladığı güçlü iksirlerle baskı altında tutmaya çalışıyordu; ancak zamanın parmaklarının arasından kum gibi kayıp gittiğinin farkındaydı. Müdürlük odasındaki Düşünsel (Pensieve), her gecenin sonunda Albus ile Harry’nin önünde yeni bir kapı aralıyor, Tom Riddle’ın zihninin o en karanlık, en ücra köşelerini gün yüzüne çıkarıyordu.
Bir gece, odanın loş ışığında Harry, elindeki gümüş şişeden anıları taşa dökerken yüzündeki o gergin ifadeyle Albus’a döndü. Horcrux’ların sırrı artık netleşmeye başlamıştı. Voldemort, ruhunu yedi parçaya bölmüş, bu parçaları sadece rastgele nesnelere değil, her biri kendi geçmişine ve kibrine sembolik olarak bağlı olan antik objelere kilitlemişti: Günlük, Marvolo Gaunt’un yüzügü, ve şimdi sırada Slytherin’in Madalyonu ile Hufflepuff’ın Kadehi vardı.
"Efendim," diye başladı Harry, sesi endişe ve kararlılık arasında gidip geliyordu. "Bu nesneleri bulmak, bulsak bile yok etmek... Bu imkansız gibi görünmüyor mu? Voldemort her detayı düşünmüş."
Albus, kararmış sağ elini masanın altına saklayarak sakin bir ses tonuyla gülümsedi. "Imkansız kelimesi, Harry, yalnızca sihir dünyasının sınırlarını henüz keşfetmemiş olanlar için geçerlidir. Voldemort’un en büyük zayıflığı, her zaman kendi kibri olmuştur. O, insanları küçük görür, onların sevgisini, sadakatini ve ortak akıl gücünü asla hesaba katmaz. Biz bu nesneleri bulacağız, çünkü neredeyse her birinin izini sürebilecek ipuçlarına sahibiz."
Odanın tüneğinde sessizce kanatlarını düzelten Fawkes’un çıkardığı hafif hışırtı, odadaki ağır havayı bir nebze olsun dağıtıyordu. Albus, Harry’ye sadece geçmişin anılarını değil, aynı zamanda bu yolda yalnız olmadığını, kendisinin de bu karanlık labirentte ona rehberlik edeceğini hissettirmek istiyordu. Çünkü Albus biliyordu ki, kendi ömrü bu avın sonunu görmeye yetmeyecekti. O, sadece taşı dikecek, Harry’ye şah matı yaptıracak o zemini hazırlayacaktı.
Ertesi gün, Dumbledore, Harry’yi de yanına alarak şatonun sınırlarından dışarı adım attı. Horcrux’lardan birinin, o sarp kayalıkların ve azgın dalgaların dövdüğü gizli bir mağarada saklandığını gösteren o güçlü his, Albus’u harekete geçirmişti. Horcrux avı fiilen başlamıştı; ve bu av, ikisini de geriye dönüşü olmayan o ölümcül eşiğe doğru kaçınılmaz bir şekilde sürükleyecekti.