Gizemler Dairesi’ndeki o devasa yüzleşme ve Lord Voldemort’un Bakanlık binasında bizzat görülmesi, sihir dünyasında yıllardır bastırılan o derin korkuyu nihayet gün yüzüne çıkarmıştı. Artık kimse "Voldemort dönmedi" yalanının arkasına saklanamıyordu; Sihir Bakanı Cornelius Fudge dahi bu acı gerçeği kabullenmek zorunda kalmıştı. Ancak bu büyük ifşanın bedeli ağır olmuştu: Sirius Black’in kaybı, Harry’nin ruhundaki o onarılmaz boşluk ve okulun üzerindeki o karabasan.
Albus Dumbledore, Hogwarts’a döndüğünde müdürlük koltuğuna resmen yeniden oturmuştu; fakat yüzündeki o yorgunluk, her zamankinden daha derin çizgilerle belli oluyordu. Müdürlük odasındaki gümüş aletler her zamankinden daha hızlı, neredeyse çıldırmış gibi dönüyordu. Albus, masasının üzerinde duran, adeta gecenin karanlığını içine hapsetmiş gibi duran o eski ve yıpranmış yüzüğü—Gaunt Ailesi’nin yüzüğünü—inceliyordu.
Yüzüğün üzerindeki taş, ölüm yadigarlarından biri olan Diriltme Taşı’ydı; ama aynı zamanda Lord Voldemort tarafından ruhunun bir parçasının hapsedildiği bir Horcrux’tu. Albus, yüzüğü parmağına takdği o anı hatırladı. Annesini ve kız kardeşi Ariana’yı bir kez daha görme, onlardan af diletme arzusu o kadar ağır basmıştı ki, içindeki o insani zayıflık bir an için tedbirsizlik etmesine neden olmuştu. Yüzüğün taşıdığı ölümcül lanet, sağ elini kavurmuş, parmaklarını siyaha büründürmüş ve zehri tüm vücuduna hızla yaymaya başlamıştı.
Odanın kapısı hafifçe açıldı ve Severus Snape içeri girdi. Yüzündeki o soğuk ve mesafeli maskenin altında, Albus’un durumunu fark ettiğinde beliren o derin endişe net bir şekilde okunuyordu. Snape, elindeki gümüş bir kasede duran koyu kıvamlı iksiri masaya bıraktı.
"Zehri yavaşlatmayı başardım Albus," dedi Snape, sesi her zamankinden daha sert ve huysuz çıkıyordu, sanki bu öfke kendi çaresizliğini gizleme çabasındandı. "Ama bu lanet kalıcı. Vücuduna yayılmasını sadece bir süre için hapsedebilirim. Çok uzun bir vaktin kalmadı."
Albus, kararmış ve işlevini yitirmiş sağ eline baktı, ardından sakin bir tebessümle Snape’e döndü. "Zamanımın ne kadar olduğunu biliyorum Severus. Önemli olan, kalan o kısıtlı sürede ne yapabileceğimiz."
Albus, Harry’nin bu yıl müdürlük odasına sık sık geleceğini ve Voldemort’un geçmişine dair o karanlık sırları—Tom Riddle’ın yetimhaneden Hogwarts’a uzanan o manipülatif çocukluğunu, Horcrux’ların sayısını ve nasıl yok edileceklerini—öğrenmesi gerekeceğini biliyordu. Kendi ölümü, bu büyük satranç tahtasında atılması gereken en zorunlu hamlelerden biriydi. Voldemort’un zafer sanacağı o an, aslında onun kendi sonunu hazırlayacağı o büyük tuzağın ta kendisi olacaktı.
Albus, pencerden dışarı, yasak ormanın üzerini kaplayan o soğuk sabaha baktı. Yüzük parmağındaki acı, ona her an ölümün ne kadar yakın olduğunu hatırlatıyordu; ama bu acı, Harry’yi korumak ve bu karanlık devri kapatmak için duyduğu inancı daha da keskinleştiriyordu.