Hogwarts'ın yedinci katındaki o gizli duvar, sadece arayanların bulabileceği bir kapıyı araladığında, içerideki atmosfer dışarıdaki o boğucu ve pembe Bakanlık baskısından tamamen uzak, bambaşka bir dünyaya açılıyordu. Harry Potter’ın önderliğinde toplanan öğrenciler, karanlık günlerin yaklaşmakta olduğunu hissederek gerçek bir savunma eğitimi almak için birbirlerine kenetlenmişti. Albus Dumbledore, müdürlük odasından bu hareketliliği hissedebiliyor, gençlerin kendi kaderlerini ellerine almalarını derin bir gururla izliyordu. Adını Dumbledore’un Ordusu koydukları bu gizli topluluk, Umbridge’in o yasakçı ve ezberci zihniyetine karşı en büyük cevaptı.
Ancak şatodaki bu gizli direniş uzun süre gölgede kalamazdı. Dolores Umbridge, çıkardığı ardı arkası kesilmeyen kararnameler ve okulun içine yerleştirdiği o sadık casuslar ağıyla her köşeyi denetim altında tutmaya çalışıyordu. Cho Chang’in arkadaşı Marietta Edgecombe’un korkuya kapılıp sırrı ifşa etmesiyle, İhtiyaç Odası’nın duvarları bir anda patlarçasına açıldı. Umbridge ve bakanlık yetkilileri içeri doluştuğunda, Harry’nin elleri havada, öğrencilerin yüzünde ise kaçınılmaz bir şok ifadesi vardı.
Olaylar hızla müdürlük odasına taşındığında, oda mahşer yeri gibi kalabalıktı. Bakan Cornelius Fudge, Umbridge ve okul yönetiminin önde gelen isimleri oradaydı. Fudge, zafer kazanmış bir komutan edasıyla parmağını sallayarak Albus’a döndü. "Gördün mü Dumbledore? Burnunun dibinde senin adını taşıyan yasadışı bir milis kuvveti kurulmuş! Bu açıkça devlete ve bakanlığa başkaldırıcı bir harekettir!"
Albus, her zamanki sükunetini bozmadan, masasının arkasında dik durmaya devam etti. Harry, odadaki herkesin bakışları altında eziliyormuş gibi hissediyor, bu suçun tüm yükünü tek başına omuzlamak istiyordu. "Toplantıyı ben organize ettim," diye atıldı Harry sesini yükselterek. "Bunu başlatan bendim, Dumbledore’un hiçbir şeyden haberi yoktu!"
Fudge alaycı bir gülümsemeyle başını salladı. "Çocuk kahramanımız efendisini korumaya çalışıyor. Ama ne yazık ki belgede senin adın geçiyor Harry, ve bu hareketin arkasındaki baş sorumlunun kim olduğunu gayet iyi biliyoruz."
Albus, Harry’nin omzuna nazik ama kararlı bir el koyarak onu susturdu. Ardından Fudge’a döndü, masmavi gözlerinde sarsılmaz bir ışık parlıyordu. "Cornelius, haklısın. Bu toplantıların ve grubun adı konusunda bir yanlış anlaşılma var. Eğer öğrenciler bir araya gelip pratik yapmak istedilerse, bunun sorumluluğu bana aittir. Ben müdürüm ve okulumdaki öğrencilerin öğrenme arzularını engellemeyeceğim."
Fudge, uzun süredir aradığı fırsatı yakalamış olmanın verdiği o sarhoşlukla kararı açıkladı: "O halde Dumbledore, Hogwarts müdürlük görevinden derhal alınıyorsun. Seni Azkaban’a götürmek için tutuklama emrini çıkarıyorum."
Odanın içinde bir anda buz gibi bir sessizlik yayıldı. Harry dehşet içinde Albus’a baktı. Ancak Albus, ne bir korku ne de bir şaşkınlık ifadesi sergiledi. Hafifçe gülümsedi ve gözlüklerini düzeltti. "Beni tutuklamaya çalışmandan duyduğun gururu anlıyorum Cornelius. Ama küçük bir detayı unuttun..." Albus başını hafifçe kaldırdı. "Benimle hapis cezası hakkında küçük bir anket yapmadın."
O anda tüneğinde duran Fawkes, tiz ve yankılanan bir çığlıkla kanatlarını açtı. Alevler odanın içinde parıldadı ve Albus Dumbledore, bakanlık adamları daha asalarına davranamadan, anka kuşunun bıraktığı o parlak ışıltı eşliğinde odadan kayboldu. Müdürlük koltuğu boşalmıştı; ancak Albus, fiziksel olarak oradan ayrılsa bile şatonun kaderindeki mühür hâlâ onun ellerindeydi. Savaş artık gizli saklı değil, tamamen açık meydanda başlamıştı.