
Manon Devereux, Fransa'nın Normandiya bölgesinde yaşayan eski safkan ailelerden biri olan Devereux Hanesi'nin tek çocuğudur. Devereux ailesi hiçbir zaman Avrupa'nın en güçlü ya da en zengin ailelerinden biri olmadı. Nesiller boyunca sessizce yaşamayı, büyü sanatlarını geliştirmeyi ve politik çatışmalardan uzak durmayı tercih ettiler.
Babası Lucien Devereux, nadir büyülü eserlerin restorasyonuyla ilgilenen saygın bir zanaatkârdı. Annesi Eleanor Devereux ise İngiliz kökenliydi ve gençliğinde Hogwarts'ta Slytherin binasında eğitim görmüş bir cadıydı. Mezun olduktan sonra Fransa'ya taşınmış ve Lucien ile evlenmişti.
Manon'un çocukluğu dışarıdan bakıldığında oldukça sakindi.
Fakat üç yaşına geldiğinde her şey değişti.
Ailesi, küçük kızlarının odasında saatlerce tek başına konuştuğunu fark etmeye başladı. Önce görünmez arkadaşlar edindiğini düşündüler. Ancak Manon hiçbir zaman "oyun oynadığını" söylemedi.
Her defasında aynı cümleyi kuruyordu.
"Onlar burada."
Kim olduklarını sorduklarında ise yalnızca boşluğa bakıp gülümsüyordu.
Yıllar geçtikçe durum daha da ağırlaştı.
Bazen odasında kimsenin duymadığı insanlarla tartışıyor, bazen gecenin bir yarısı kahkahalar atıyor, bazen de hiç tanımadığı insanların isimlerini sayıklıyordu.
Ailesi onu defalarca St. Mungo'daki uzmanlara götürdü. Üzerinde lanet, musallat ya da karanlık büyü izi bulunamadı. Sonunda büyü şifacıları bunun ağır akıl hastalığı olduğuna karar verdi.
Fakat Manon hiçbir zaman hasta olduğunu kabul etmedi.
Çünkü ona göre sesler gerçekti.
Ve hepsi aynı şeyi söylüyordu.
"Dünya bozuk."
On bir yaşına geldiğinde ailesi onu Beauxbatons'a göndermeyi düşündü. Ancak annesi, kızının hastalığı nedeniyle dışlanacağını hissediyordu. Kendi mezun olduğu okul olan Hogwarts'ın ona daha güvenli bir ortam sağlayacağına inanarak Manon'u İngiltere'ye gönderdi.
Seçmen Şapka onu neredeyse hiç bekletmeden Slytherin'e yerleştirdi.
Hogwarts'ta kısa sürede herkesin dikkatini çekti.
Ders sırasında boş sıralarla konuşuyor, koridorlarda görünmeyen birini takip ediyor, bazen de hiçbir sebep yokken gülümseyerek duruyordu.
Öğrenciler ondan uzak durmaya başladı.
Manon ise bundan rahatsız olmadı.
Çünkü yalnız olmadığını düşünüyordu.
İlk yıllarda öğretmenleri onun davranışlarını hastalığına bağladı. Ancak zaman geçtikçe Manon'un zekâsı ve büyü yeteneği herkesin dikkatini çekmeye başladı. Özellikle zihni etkileyen büyüler, lanetler ve sorgu teknikleri konusunda yaşıtlarının çok önündeydi. Özellikle bir profesör onunla özel ilgilendi.

Dördüncü sınıfta bir öğrenciyi büyüyle yaraladığı için disipline sevk edildi.
Sebebi sorulduğunda yalnızca omuz silkti.
"Acı çektiğinde doğruyu söyledi."
O gün söyledikleri, sorgulanan öğrencinin itirafıyla doğru çıktı. Öğrenci Manon’un eşyalarını çalmıştı.
Bu olaydan sonra Manon'un adı okul içinde korkuyla anılmaya başladı.
Mezuniyetine yakın dönemde Profesöründe söylemleri ile Tempus Veritas'ın dikkatini çekti.
Örgüt, onun acımasızlığından çok sorgulama becerisiyle ilgileniyordu.
Henüz on dokuz yaşındayken Bakanlık'ın Zihin İnceleme ve Sorgu Birimi’ne alındı. Görevi; rejime karşı geldiğinden şüphelenilen cadı ve büyücüleri sorgulamak, Legilimansi kullanarak anılarını incelemek ve sadakatlerini test etmekti.

Manon bu görevde olağanüstü bir başarı gösterdi.
Çünkü kurbanlarını korkutmaya ihtiyaç duymuyordu.
Sorgu boyunca sakin bir ses tonuyla konuşuyor, bazen saçlarını düzeltiyor, bazen su uzatıyor, ardından aynı sakinlikle işkenceye devam ediyordu.
Onun için acı, yalnızca gerçeğe ulaşmanın bir yöntemiydi.
Bugün Manon, Tempus Veritas'ın en genç ve en korkulan üyelerinden biridir. Bakanlığa sarsılmaz bir sadakatle bağlıdır. Düzenin ancak korkuyla korunabileceğine inanır ve merhameti insanların en büyük zaafı olarak görür.
Yine de hakkında kimsenin cevaplayamadığı bir soru vardır.
Manon gerçekten hasta mıdır?
Yoksa yıllardır duyduğunu söylediği sesler, Örülen Dünya'nın yeniden uyanmasıyla birlikte artık gerçekten var olmaya mı başlamıştır?
Bunu bilen yalnızca Manon'dur.
Ve o da hiçbir zaman gerçeği söylemez.