Ad-Soyad: Bianca İlay Hun-Whinchester-Grace
Doğum Tarihi: 2 Ocak 1991
Uyruk: Türk-İngiliz
Kan: Safkan
Bina: Ravenclaw (Şapka Kilitleyen: Ravenclaw / Slytherin)
Patronus: Beyaz Kuğu
Böcürt: Amcası Alexander’ın Ölümü
Asa: Kiraz Ağacı, Anka Kuşu Tüyü, 12¾ inç, Esnek
Yaş: 35
Meslek: Eski Britanya Sihir Bakanı
Lakap: Kraliçe B.
Özel Güç: Zihnibendar
Zayıf Yanları:
· İnsanlara fazla güvenmesi
· Sevdikleri için kendini tehlikeye atması
· İhaneti kişisel algılaması
· Ailesi söz konusu olduğunda mantıktan çok kalbiyle hareket etmesi
· Gereğinden fazla fedakârlık yapması
Güçlü Yanları:
· Karizmatik liderlik
· Olağanüstü hitabet yeteneği
· Diplomasi
· Kriz Yönetimi
· Stratejik düşünme
· İnsanları ortak amaç etrafında toplama becerisi
Kişilik Özellikleri:
· Karizmatik, idealist ve güçlü bir liderdir.
· İnsanların değişebileceğine inanır.
· Merhameti zayıflık değil, güç olarak görür.
· Başkalarına umut verebilmesi onun en güçlü yönlerinden biridir.
· Ancak aynı özellik zaman zaman hayal kırıklıkları yaşamasına da sebep olmuştur.
Geçmişi
Bianca İlay Whinchester, Britanya'nın köklü safkan ailelerinden Whinchester Hanesi ile Türkiye'nin en güçlü ve en eski büyücü ailelerinden biri kabul edilen Hun Hanesi'nin birleşiminden doğdu. Babası Leon Whinchester, annesi ise Deniz Hun'du.
Doğduğu gün yağan kar nedeniyle babası ona "Bianca" adını verdi. Annesi ise ikinci isim olarak İlay'ı seçti. Zamanla İlay ismi yalnızca ailesi ve en yakınlarının kullandığı özel bir hitaba dönüştü.
Whinchesterlar yüzyıllardır Britanya büyücü toplumunun siyaset, ticaret ve bürokrasi alanlarında etkili olmuş köklü bir hanedandır. Özellikle iksir üretimi alanındaki yatırımları ve devlet içerisindeki nüfuzlarıyla tanınırlar. Aile için safkanlık ve gelenek büyük önem taşır. Hun Hanesi ise Türk büyücü toplumunun en eski ailelerinden biridir. Anaerkil yapısıyla bilinen aile, nesiller boyunca akademide, devlet yönetiminde ve büyü araştırmalarında önemli roller üstlenmiştir. Bianca, iki güçlü hanenin mirasını taşıyarak büyümüştür.
Henüz beş yaşındayken anne ve babasını kaybetmesi hayatını tamamen değiştirdi. Ölümlerinin ardındaki gerçek hiçbir zaman tam olarak açıklanamamış, bu olay hem Hun hem de Whinchester ailelerinde derin yaralar bırakmıştır.
Bir süre Türkiye'de anneannesi ve dedesinin yanında yaşamaya devam etse de dönemin şartları nedeniyle Britanya'ya gönderilmesine karar verilmiştir. Böylece hayatına yön verecek kişi olan amcası Alexander Whinchester'ın himayesine girmiştir.
Alexander, Bianca'yı hiçbir zaman yalnızca bir yeğen olarak görmemiştir. Ona göre Bianca, kardeşinden geriye kalan son emanetti. Bu nedenle onu kendi kızı gibi yetiştirmiş, yalnızca Whinchester soyunun tarihini değil, taşıdığı sorumlulukları da öğretmiştir. Bianca da zamanla Alexander'ı ikinci babası olarak benimsemiş ve hayatındaki en güvenilir insan olarak görmeye başlamıştır.
Whinchester Malikânesi'nde Alexander'ın eşi Cedrina Collins ve dört yaş küçük kuzeni Dereck Whinchester ile birlikte yaşamaya başlayan Bianca, uzun zaman sonra yeniden bir aileye ait olduğunu hissetti. Cedrina ona hiçbir zaman bir misafir ya da emanet çocuk gibi davranmadı; sıcaklığı ve şefkatiyle Bianca'nın hayatındaki anne boşluğunu doldurmaya başladı. Dereck'e ise daha ilk günden itibaren öz kardeşi gibi bağlandı. Malikâne, uzun yıllar sonra ilk kez iki çocuğun neşesiyle dolmuştu.
Ancak bu mutluluk uzun sürmedi.
Bianca yedi yaşındayken Cedrina, uzun süredir mücadele ettiği ağır bir büyüsel hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Aylar süren tedavilere rağmen hastalığı her geçen gün ağırlaştı. En yetenekli şifacılar bile onu kurtaramadı.
Cedrina'nın ölümü yalnızca Alexander'ın değil, Bianca'nın da hayatında derin bir yara açtı. Anne ve babasını kaybettikten sonra yeniden "anne" diyebildiği ilk insanı da kaybetmişti. Malikâne uzun yıllar sürecek bir sessizliğe gömüldü. Alexander, eşinin ölümünün ardından kendisini işine verdi; eskisi kadar gülmeyen, içine kapanık bir adama dönüştü.
Dereck annesini hatırlayamayacak kadar küçüktü. Bianca ise onu unutamayacak kadar büyüktü. O günden sonra küçük kuzenine yalnızca bir aile üyesi olarak değil, öz kardeşi gibi sahip çıktı. Zamanla aralarındaki bağ kan bağının çok ötesine geçti. Dereck büyüdükçe Bianca'yı yalnızca ablası olarak değil, örnek aldığı kişi olarak görmeye başladı.
Hogwarts Yılları
On bir yaşında Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'na kabul edildiğinde ailesinin ve çevresindeki insanların beklentisi açıktı.
Bir Whinchester'ın yeri Slytherin'di.
Bianca da yıllarca bunu düşünerek büyümüştü.
Ancak Seçmen Şapka onun üzerinde beklenmedik derecede uzun süre durmuş, Ravenclaw ile Slytherin arasında karar vermekte zorlanmıştır. Dakikalar süren sessizliğin ardından Bianca, Whinchester Hanesi'nin bilinen ilk şapkakilitleyenlerinden biri olmuş ve Ravenclaw'a seçilmiştir.
Bu durum özellikle aile içerisindeki bazı gelenekçi üyeler tarafından hoş karşılanmasa da Bianca zamanla kendi yolunu çizmesi gerektiğini öğrenmiştir. Ravenclaw yıllarında zekâsı, çalışkanlığı ve güçlü hitabet yeteneğiyle dikkat çekmiştir. Farklı düşüncelere sahip insanları aynı noktada buluşturabilme yeteneği daha öğrencilik yıllarında bile onu yaşıtlarından ayıran özelliklerden biri olmuştur.
Hogwarts'taki ilk yılında tanıştığı kişilerden biri de Gryffindor öğrencisi Jue Viole Grace'ti. Başlangıçta dostluk olarak başlayan ilişkileri yıllar içerisinde çok daha güçlü bir bağa dönüştü. Aynı dönemde Gryffindor öğrencileri James Silverwand ve Lara Pendragon ile de yakın arkadaş oldu. Dörtlü, Hogwarts yılları boyunca neredeyse ayrılmaz hâle geldi. Birlikte ders çalışıyor, Quidditch maçlarını takip ediyor, okulun en hareketli ve en tanınan arkadaş gruplarından biri olarak anılıyorlardı. Farklı karakterlere sahip olsalar da birbirlerini dengeleyen bu dostluk, mezuniyetlerinden sonra da hiç kopmadı.
Bianca ve Jue birlikte büyüdüler, birlikte değiştiler ve zamanla birbirlerinin hayatındaki en önemli kişi hâline geldiler. Çevrelerindeki insanlar onları çoğu zaman ayrı düşünemezdi. Mezuniyetlerine yakın dönemde evlendiler. Aynı dönemde James ile Lara da evlenerek, Hogwarts yıllarında kurulan dostluğu aile bağlarıyla daha da güçlendirdi.
Bianca'nın Hogwarts'taki son yılında Dereck de Hogwarts'a başladı. Whinchester Hanesi'nin köklü Slytherin geleneğine rağmen o da tıpkı Bianca gibi Ravenclaw'a seçildi. Çocukluğundan beri örnek aldığı Bianca'nın izinden gitmek, Dereck için bilinçli bir tercih olmasa da karakterinin doğal bir yansımasıydı. Böylece Whinchester Hanesi'nin ikinci Ravenclaw'ı oldu. Yıllardır aynı evde büyüyen iki kardeş ilk kez aynı okulun koridorlarını paylaşmaya başladı.
Bakanlık Kariyeri
Mezuniyetinin ardından bir süre Türkiye'ye dönerek Hun Hanesi'nin yürüttüğü akademik ve idari çalışmalara destek verdi. İki farklı kültür ve iki farklı büyücü toplumunda yetişmiş olması, onun dünya görüşünü şekillendiren en önemli etkenlerden biri oldu. Hun Hanesi'nde edindiği bilgi ve tecrübeler, ileride Britanya'da hayata geçireceği reformların düşünsel temelini oluşturdu. Ancak Britanya ile olan bağı hiçbir zaman kopmadı.
Britanya'ya dönüşünün ardından, Sihir Bakanı Alexander Whinchester döneminde Esrar Dairesi Başkanlığı görevine getirildi. Hun Hanesi'nde edindiği akademik birikim ile Britanya'daki devlet tecrübesini bir araya getirerek yalnızca büyü araştırmalarını değil, Bakanlığın en gizli projelerini, uluslararası büyü araştırmalarındaki ortak çalışmaları ve yüksek güvenlik gerektiren büyüsel eserlerin korunmasını da yönetti. Görev süresince karanlık büyü araştırmalarını ortaya çıkaran çalışmaları, Bakanlık içerisindeki gizli çıkar ağlarını deşifre eden raporları ve devletin en hassas soruşturmalarına sağladığı stratejik destek sayesinde dikkat çekti. Alexander Whinchester'ın emekliliğinin ardından, onun yıllar boyunca inşa ettiği güven ve itibarı devralan Bianca'nın siyasi yükselişi hız kazandı.
Genç yaşına rağmen geniş halk desteği kazanan Bianca, Britanya büyücülük tarihinin en genç Sihir Bakanlarından biri oldu.
Göreve geldiğinde yalnızca gençliğiyle değil, aynı zamanda reformist vizyonuyla da dikkat çekti. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve fırsat eşitliği üzerine kurulu politikaları toplumun geniş kesimleri tarafından desteklendi. Safkan olmayan büyücülerin haklarını savundu, Bakanlık içerisindeki ayrıcalıklı yapıların etkisini azaltmaya çalıştı ve devlet kurumlarının halka hizmet etmesi gerektiğini savundu.
Ancak reformları büyüdükçe karşısındaki muhalefet de güçlendi.
Bianca, halkın desteğine ve devlet kurumlarının meşruiyetine fazlasıyla güveniyordu.
Belki de en büyük hatası buydu.
2020 yılında gerçekleşen darbe yalnızca bir hükümeti değil, Bianca'nın kurduğu hayatı da yerle bir etti.
Görevden uzaklaştırıldı.
Ardından siyasi baskılar altında yürütülen tartışmalı bir yargılama sürecinin sonunda Azkaban'a gönderildi.
Jue Viole Grace rejim tarafından arananlar listesine alındı.
Dereck Whinchester ise yeni yönetime boyun eğmeyi reddetti. Çocukluğundan beri ablası olarak gördüğü Bianca'nın yanında durmayı seçti ve rejim tarafından arananlar arasına girdi. O günden sonra izini kaybettiren Dereck, direniş hareketlerinin sembollerinden biri hâline geldi.
Abraham ve Alexander Whinchester ise sahip olduğu tüm nüfuza rağmen geri adım atmadı. İleri yaşına rağmen Bianca'nın masumiyetini ve meşruiyetini savunmaya devam etti.
Aile Hayatı
Bianca ve Jue Viole Grace'in iki çocuğu vardır.
İlk çocukları Dean Alp Grace, ikinci çocukları ise Cedrina Umay Grace'tir.
Çocuklarının isimleri, Bianca ve Jue'nun taşıdığı iki farklı kültürel mirası yansıtırken aynı zamanda Bianca'nın hayatında derin iz bırakan insanları da yaşatır. Cedrina Umay ismi, Bianca'nın çocuk yaşta kaybettiği ve annesi gibi benimsediği Cedrina Collins'in anısını taşımaktadır.
Yoğun siyasi sorumluluklarına rağmen Bianca için ailesi her zaman her şeyden önce geldi. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmiş olması, çocuklarını büyütme biçimini derinden etkiledi. Onlara, kendi çocukluğunda eksikliğini hissettiği güveni ve aile sıcaklığını vermeye çalıştı.
Yakın çevresi tarafından çoğu zaman bir Sihir Bakanından önce bir anne olarak tanımlanıyordu.
Günümüz
Bugün Bianca İlay Whinchester rejim tarafından tehlikeli bir siyasi mahkûm olarak görülmektedir.
Ancak destekçileri için o hâlâ Britanya'nın meşru lideri, yarım kalan reformların sembolü ve ülkenin kaybedilmiş geleceğidir.
Yıllar boyunca pek çok şeyini kaybetmiştir. Anne ve babasını. Cedrina'yı. Özgürlüğünü. Ailesini.
Bu nedenle bugün bile bir Böcürt ile karşılaştığında gördüğü şey Azkaban değildir.
Ne darbedir. Ne de ölümdür.
Gördüğü şey, onu büyüten ve hayatı boyunca baba dediği tek insan olan Alexander Whinchester'ın ölümüdür.
Kimileri onun hikâyesini bir düşüş olarak anlatır.
Onu gerçekten tanıyanlar ise bunun henüz sonu yazılmamış bir hikâye olduğunu bilir...