Aslı…” aynaya doğru yürüdü
Hogwarts’ın eski koridorlarında yankılanan ayak seslerinden başka hiçbir şey duyulmuyordu.
Gece yarısını çoktan geçmişti.
Merakına yenik düşerek, kimsenin kullanmadığı söylenen taş merdivenlerden aşağı indin. Duvarlardaki meşaleler titrek bir ışık yayıyor, gölgeler sanki seni takip ediyormuş gibi hareket ediyordu.
En sonunda eski, tozlu bir salona ulaştın.
Salonun tam ortasında, altın işlemelerle süslenmiş, devasa bir ayna duruyordu.
Çerçevesindeki yazıları okuyamadın. Ama nedense ayna seni çağırıyormuş gibi hissettin.
Yavaşça yaklaştın.
İlk başta sadece kendini gördün.
Sonra görüntü dalgalanmaya başladı.
Aynadaki kız sana gülümsedi.
Ama sen gülümsememiştin.
Bir adım geri çekildin.
Tam o sırada yumuşak bir ses duyuldu.
“Aslı…”
Etrafına baktın.
Kimse yoktu.
Ses tekrar geldi.
“Korkma, Aslı. Ben sadece kalbinde sakladığın şeyi gösteriyorum.”
Yutkundun.
“Aynalar konuşmaz.”
“Ben sıradan bir ayna değilim.”
Derin bir nefes aldın ve yeniden baktın.
Bu kez görüntü tamamen değişmişti.
Kendini Hogwarts’ın Büyük Salonu’nda gördün.
Öğrenciler alkışlıyor, profesörler gururla sana bakıyordu.
Elinde yıllarca emek verdiğin bir başarı vardı.
Yüzündeki gülümseme sahte değildi.
İlk kez gerçekten huzurluydun.
Ayna yine konuştu.
“Bunu istiyorsun, değil mi Aslı? İnsanların seni olduğun gibi görmesini…”
Sessiz kaldın.
Çünkü cevap vermene gerek yoktu.
Ayna zaten biliyordu.
Görüntü yeniden değişti.
Bu kez geniş bir kütüphanedeydin.
Raflar tavana kadar uzanıyordu.
Elinde kalın bir kitap vardı.
Kapağında tek bir isim yazıyordu.
Aslı.
Kitabı açtığında içindeki hikâyelerin insanlara umut verdiğini gördün.
Okuyan herkesin yüzünde aynı ifade vardı.
Hayranlık değil.
Minnettarlık.
Ayna usulca fısıldadı:
“Sen sadece başarılı olmak istemiyorsun. Bir iz bırakmak istiyorsun.”
Gözlerin dolmaya başladı.
Çünkü bunu daha önce kimse söylememişti.
Bir anda her şey karardı.
Salon sessizliğe gömüldü.
Aynada bu kez küçük bir kız belirdi.
Saçları dağınıktı.
Elinde yarım kalmış hayalleri vardı.
Sürekli kendini başkalarıyla kıyaslıyor, “Acaba yeterli miyim?” diye soruyordu.
Onu hemen tanıdın.
Sendin.
Yıllar önceki sen.
Küçük Aslı.
Aynadaki çocuk sana baktı.
“Ben büyüyünce mutlu oldum mu?”
Boğazın düğümlendi.
Cevap veremedin.
Çünkü bunu sen de bilmiyordun.
Tam o sırada ayna bir kez daha konuştu.
“İnsanların en büyük arzusu bazen başarı değildir, Aslı. Bazen sadece kendini yeterli hissedebilmektir.”
Salondaki sessizlik ağırlaştı.
Sonra görüntü son kez değişti.
Bu kez yaşlanmış hâlini gördün.
Saçlarına aklar düşmüştü.
Ama gözlerinde pişmanlık yoktu.
Yaşlı Aslı aynaya yaklaştı ve sana baktı.
“En çok neden mutlu oldun?” diye sordun.
Yaşlı hâlin gülümsedi.
“Çünkü bir gün korkmaktan vazgeçtim.”
“Peki ya başarısız olsaydın?”
“Olurdum.”
“Korkmadın mı?”
“Korktum.”
“O zaman nasıl devam ettin?”
Yaşlı Aslı elini aynaya koydu.
“Çünkü bir gün şunu anladım: İnsan hayalini gerçekleştiremezse üzülür. Ama hiç denemezse, o pişmanlık ömür boyu onunla yaşar.”
Salon sessizliğe büründü.
Aynanın yüzeyi yavaş yavaş eski hâline döndü.
Son kez aynı ses duyuldu.
“Aslı… Ben geleceği göstermem. Sana en çok istediğin şeyi gösteririm. Ama onu gerçeğe dönüştürecek olan ben değilim. Sensin.”
Derin bir nefes aldın.
Aynadan ayrılırken artık yüzünde farklı bir ifade vardı.
Çünkü orada gördüğün şey; mükemmel bir gelecek değil, içinde taşıdığın umuttu.
Ve o umut, ilk kez sana kendi adınla seslenmişti.
“Aslı… Kendine inanmaya başladığın gün, bana bir daha ihtiyacın kalmayacak.”