Albus, Harry’nin ve Cedric’in labirentin derinliklerinde birbirlerine yardım ederek ilerlediklerini hissedebiliyordu. Bu, Voldemort’un—ve kılık değiştirmiş Barty Crouch Jr.’ın—planında olmayan bir şeydi. Kumpasın mimarları, Harry’yi yalnız yakalamak istemişti, ancak iki şampiyonun birbirine olan sadakati, oyunun kurallarını sarsıyordu.
"Bakın!" diye bağırdı bir öğrenci, labirentin ortasındaki o parıldayan, zaferi müjdeleyen Üçbüyücü Kupası’nı göstererek.
Harry ve Cedric, kupaya aynı anda ulaştılar. Albus’un o her şeyi gören mavi gözleri, kupanın üzerindeki o ince, yabancı büyü imzasını—bir Anahtar (Portkey) büyüsünü—anında fark etti.
"Hayır!" diye fısıldadı Albus, yerinden hızla fırlarken. Ancak çok geçti. Harry ve Cedric’in elleri kupaya değdiği an, şatonun bahçesinden bir ışık hüzmesi gibi koptular ve hiç bilmedikleri, ölüm kokan karanlık bir yere, bir mezarlığa savruldular.
Albus, müdür olarak labirentin koruyucu kalkanlarını aşmaya çalıştı, asasını havaya kaldırıp şatonun tüm enerjisini kupa noktasına odakladı. Ancak Voldemort’un ve sadık hizmetkarının kurduğu tuzak, öyle bir mühürle bağlanmıştı ki, Albus’un müdahalesi şatonun sınırlarında bir duvar gibi geri tepiyordu. O an, Cedric Diggory’nin o gencecik kalbinin durduğunu, Harry’nin ise karanlığın ortasında yapayalnız kaldığını, bir annenin ve babanın yansımasıyla yüzleşmek zorunda olduğunu hissetti.
Albus, o an hayatının en büyük acılarından birini yaşadı. Bir müdür, bir mentor ve bir baba figürü olarak, koruması altındaki bir öğrenciyi o karanlığa kurban vermişti.
Dakikalar sonra, labirentin çıkışında ışık yeniden patladı. Harry, cansız bir bedenle—Cedric’in bedeniyle—yere yığıldı. Şatodaki kutlama çığlıkları, Harry’nin o acı dolu feryadıyla bir anda donmuş bir sessizliğe dönüştü. Albus, basamakları üçer beşer atlayarak Harry’ye ulaştı. Kalabalığı yardı, Harry’yi o cansız bedeninden ayırıp yüzüne baktı.
Harry’nin gözleri, daha önce hiçbir çocuğun gözünde görmediği o dehşeti yansıtıyordu. "Geri döndü... O geri döndü," diye mırıldanıyordu Harry. "Voldemort geri döndü."
Albus, Harry’nin kolunu tuttu ve onu doğrudan odasına, şatonun en güvenli yerine sürükledi. Bakanlık yetkilileri, Cedric’in trajik ölümünün bir "kaza" olduğunu iddia etmeye çalışırken, Albus onların yüzüne bile bakmadı. O, labirentten içeri sızan o ölümcül soğuğu hissetmişti. Tom Riddle, artık bir anı değil, bir parazit değil; yaşayan, nefes alan ve tekrar yükselen bir kabus olarak geri dönmüştü.
"Olanları herkese anlatma Harry," dedi Albus, sesi şimdi çok daha karanlık ve otoriterdi. "Ama bana her şeyi anlat. Çünkü artık oyun bitti. Savaş, bugün burada, bu mezarlıktan gelen haberle başladı."
Albus, o gece odasında tüy kalemini bir kenara bıraktı. Artık bir satranç ustası değil, bir ordunun generali olması gerekiyordu. Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nı yeniden kurma vakti gelmişti.