Arenanın ortasında, devasa bir Macar Boynuzkuyruk ejderhası zincirlerini sarsarak kükredi. Karşısında 14 yaşındaki Harry Potter, sadece bir asası ve içinde bitmek bilmeyen bir korkuyla duruyordu. Albus, Harry’nin elinin titrediğini görebiliyordu. Bu, bir Hogwarts maçı değildi; bu, Harry’nin hayatıyla oynanan bir kumarın ilk eliydi.
"Dikkati dağılmasın," diye fısıldadı Albus, yanındaki Profesör McGonagall’a. "Ama ejderha çok agresif, eğitmenler kontrolü kaybedebilir."
Harry’nin "Accio Süpürge!" diye haykırdığı an, Albus’un içindeki o büyük gerilim bir anlığına boşaldı. Harry, süpürgesini havada yakalayıp ejderhanın etrafında o akrobatik manevraları yapmaya başladığında, tribünlerden yükselen coşku tüm şatoyu sarstı. Ancak Albus’un gözleri, Harry’nin süpürge üzerinde yaptığı o riskli dönüşleri değil, tribünlerin en kuytu köşesinde, sanki bir tiyatro yönetmeni gibi bu kaosu izleyen Alastor Moody’nin (ya da Moody kılığındaki o kişinin) soğuk gülümsemesini takip ediyordu.
Harry, altın yumurtayı kaptığında seyirciler ayağa fırladı. Harry’nin başarısı, turnuvanın geri kalanında ona güvenli bir yol açmıştı, ancak Albus için bu sadece bir "başlangıç"tı. O yumurta, aslında bir şifreydi ve Harry’nin onu çözmesi için bir sonraki tehlikeyi yaşaması gerekecekti.
Albus, yarışma bittikten sonra müdürlük odasına döndüğünde Fawkes tüneğinde huzursuzca kıpırdanıyordu. Albus, düşünselini (Pensieve) açtı. Yarışma sırasında Moody'nin yaptığı o belli belirsiz el işaretlerini tekrar tekrar izledi.
"Burada bir oyun oynanıyor," diye düşündü Albus. "Harry, kadehe kendi isteğiyle girmedi. Bu turnuva, Harry’yi bir şekilde bir yere çekmek için tasarlanmış bir araç. Bir sonraki görev, sadece sudaki bir sınav değil, bir tuzak olacak."
Albus, eline bir parşömen aldı. Turnuvanın diğer şampiyonlarının (Viktor Krum, Cedric Diggory ve Fleur Delacour) aileleri ve yakın çevreleri hakkında detaylı bir rapor hazırlamaya karar verdi. Çünkü Voldemort'un geri dönüşü için gereken şey artık sadece Harry’nin kanı değil, bir başkasının hayatı olabilirdi.
Harry, o akşam ortak salonda şampiyon edasıyla kutlanırken, Albus karanlık ofisinde, gümüş çarkların tıkırtısını dinleyerek oturuyordu. Bir sonraki hamle, şatonun derinliklerindeki "Kara Göl"de gelecekti. Ve Albus biliyordu ki, Harry’yi o gölün dibine çeken şey sadece bir görev değil, aslında onu o nihai karanlığa, Voldemort’un bedenine kavuşacağı o korkunç ana hazırlayan bir yoldu.
"Harry," diye mırıldandı Albus, pencereden yıldızlı gökyüzüne bakarak. "Seni o gölün dibinden sağ çıkarmalıyım. Çünkü asıl sınavın orada değil, o sınavdan döndükten sonra başlayacak."