Hogwarts, on yıllardır görülmemiş bir heyecana ev sahipliği yapıyordu. Beauxbatons ve Durmstrang okullarının öğrencileri şatoya girdiğinde, Albus Dumbledore’un yüzündeki o ev sahibi gülümsemesi, gözlerindeki derin endişeyi gizlemek için mükemmel bir maskedeydi. Büyük Salon’un ortasında, mavi alevlerin dans ettiği o kadim Ateş Kadehi duruyordu. Kadeh, sadece bir seçici değil, aynı zamanda çok güçlü bir bağlayıcı büyüydü.
"Kadeh, seçilenleri belirlediğinde, o kişiler bu turnuvadan geri dönemezler," diye uyardı Albus, öğrencilere hitaben. "Bu sadece bir onur meselesi değil, aynı zamanda yaşam ve ölüm arasında bir sözleşmedir."
Kadeh sırayla isimleri kusmaya başladı: Viktor Krum, Fleur Delacour, Cedric Diggory. Herkes bu üçlüyü alkışlarken, kadeh son bir kez çatırdadı ve ateşler beklenmedik bir şekilde, Harry Potter'ın adını içeren bir parşömeni havaya fırlattı.
Salon bir anda ölüm sessizliğine büründü. Albus, kürsünün arkasında sanki dünyanın tüm ağırlığını omuzlarında hissederek donakaldı. Harry, dehşet içinde şaşkınlıkla etrafına bakıyordu. Albus, Harry’nin bu turnuvaya kendi isteğiyle katılmadığını, bir başkasının kadehi kandırarak—belki de çok güçlü bir Konfündus Büyüsü kullanarak—bu çocuktan bir kurban yaratmaya çalıştığını biliyordu.
Albus, Harry’yi odasına çağırdığında, müdürlük odasındaki o gümüş aletlerin hepsi çılgın gibi titriyor, odanın atmosferi statik elektrikle ağırlaşıyordu. Harry’nin elleri titriyordu, gözlerinde ise haklı bir öfke vardı: "Adımı ben atmadım efendim! Bunu yapmadım!"
"Biliyorum Harry," dedi Albus, sesi her zamanki kadar huzurlu ama bu kez içinde tarif edilemez bir ciddiyet taşıyordu. "Bunu sen yapmadın. Ama bir başkası, senin bu oyuna dahil olmanı istedi. Ve korkarım ki bu, sadece bir oyun değil."
Albus o gece uyumadı. Mürver Asa’sını masanın üzerine koymuş, düşünselini (Pensieve) hazırlıyordu. Birisi Hogwarts'ın kadim korumalarını aşmış ve Harry'yi "ölümcül" bir sözleşmeye hapsetmişti. Albus, şatonun içinde bir yerlerde, öğretmenler masasında oturan ya da koridorlarda sinsi sinsi dolaşan bir hainin—ama kimin?—olduğunu biliyordu.
Ertesi gün Albus, yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Alastor Moody’yi odasına çağırdı. Moody’nin o meşhur çılgın gözü, Albus’un bakışlarıyla çarpıştığında, odadaki hava adeta kurşun gibi ağırlaştı. Albus, bu Moody'nin, yıllar önce tanıdığı "Deli-Göz" Moody olup olmadığından şüphelenmeye başlamıştı. Harry’nin turnuvadaki her adımını izlemek, onun hayatta kalmasını sağlamak zorundaydı, ama Albus’un asıl hedefi Harry’yi korumaktan ziyade, bu kumpası kuran o karanlık gölgeyi (Voldemort’un geri dönüşünü) deşifre etmekti.
Satranç tahtası artık uluslararası bir boyuta taşınmıştı. Ve Harry Potter, bu devasa oyunun en merkezindeki "mecburi" piyondu.