O gece şato bir kazan gibi kaynıyordu. Sirius Black, Peter Pettigrew’un aslında 12 yıldır Weasley ailesinin yanında, bir farenin kılığında—Scabbers—yaşadığını kanıtlamıştı. Ama Bakanlık, Sirius’un masumiyetini görmezden gelerek onu Ruh Emicilerin öpücüğüne mahkum etmişti. Albus Dumbledore, revirdeki yatağında sessizce bekleyen Harry ve Hermione’nin yanına girdiğinde, gözlerinde o bilge, muzip ama kararlı pırıltı vardı.
"Bayıltıldığında neler olacağını biliyorsun, Hermione," dedi Albus, sesi odadaki diğer her şeyden soyutlanmış gibiydi. "Ama üç tur... Evet, üç tur yeterli olacaktır."
Hermione, boynundaki o altın zaman döndürücüyü çıkardı ve zinciri Harry’nin boynuna da doladı. Albus odadan çıkarken son sözü şuydu: "Eğer her şey yolunda giderse, bu gece birden fazla masum can kurtarılabilir."
Harry ve Hermione kendilerini üç saat öncesinde, şatonun bahçesinde bulduklarında, Albus’un onları neden buraya gönderdiğini anladılar. Harry, yasak ormanın kıyısında, yüzlerce Ruh Emici tarafından kuşatılmış, bilinci kapanmak üzere olan "diğer" kendisini izledi. O an, karşı tepede beyaz bir ışık patladı. Bir gümüş geyik... Harry kendi kendine, "O bendim," diye fısıldadı. "Ben kendimi kurtardım."
Albus, aynı dakikalarda müdürlük odasında camdan dışarı bakıyordu. Zamanın o karmaşık dokusunun değiştiğini, Harry’nin kendi geleceğini (ve geçmişini) nasıl yeniden şekillendirdiğini hissedebiliyordu. Bu, Albus’un yıllar önce öğrendiği en zor derslerden biriydi: Geçmişe müdahale etmeye çalışmak kaderi kördüğüme çevirebilirdi, ama kaderin kendi kendini iyileştirmesine izin vermek bazen gerçek bir mucizeydi.
Harry ve Hermione, zamanın sınırlarını zorlayarak Sirius’u o yüksek kuleden uçan bir şahgaga (Buckbeak) ile kaçırdıklarında, Albus şatonun balkonunda hafifçe gülümsedi. Sirius gökyüzünde kaybolurken, Harry ve Hermione revire tam zamanında döndüler.
Albus, revirin kapısını açıp içeri girdiğinde, çocuklar yataklarına yeni girmişlerdi. Harry ona minnetle baktı. Albus ise sadece başını hafifçe eğdi.
"Tüm bunlar oldu mu?" diye sordu Harry kısık sesle.
"Sadece senin zihninde gerçekleşen şeylerin gerçek olmadığını kim söyleyebilir ki Harry?" dedi Albus, kapıyı kapatırken.
Sirius Black artık özgürdü ama dünya hâlâ onun bir cani olduğuna inanıyordu. Peter Pettigrew kaçmış, Voldemort’un en sadık hizmetkarı yeniden efendisine ulaşmanın yolunu bulmuştu. Albus, bu zaferin geçici olduğunu biliyordu. Karanlık Lord’un dirilişine giden yol, bu gece atılan adımlarla artık çok daha belirgindi. Ama en azından Harry, babasının dostunun yaşadığını ve dünyanın sandığı kadar siyah-beyaz olmadığını öğrenmişti. Bu, onun bir sonraki büyük savaşı için ihtiyacı olan en önemli dersti.