Hogwarts'ın semaları, o yaz bitiminde alışılmadık bir şekilde kurşuni bulutlarla kaplanmıştı. Albus Dumbledore, müdürlük odasındaki asasını masaya bıraktı ve pencereden dışarı, yasak ormanın karanlığına doğru baktı. Azkaban’dan kaçılamazdı; bu bin yıllık bir kuraldı. Ama Sirius Black, imkansızı başarmıştı.
Albus, Bakanlık’ın o aceleci ve korkak kararlarını izliyordu. Sihir Bakanı Cornelius Fudge, panik içinde şatoya Ruh Emicileri yerleştirmişti. Albus, bu yaratıkların şatonun eşiğine adım atmasından nefret ediyordu; onlar, neşeyi, umudu ve hayatı emen, karanlığın ete kemiğe bürünmüş halleriydi. Ama Fudge’ı ikna edememişti.
"Onları kapının dışında tutabilirim," dedi Albus, yanında beliren McGonagall’a. "Ama içeri girmelerine asla izin vermeyeceğim. Özellikle Harry’nin etrafında olmalarına."
O gün, yeni Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Remus Lupin okula adım attığında, Albus’un yüzünde uzun zaman sonra ilk kez içten bir rahatlama ifadesi belirdi. Lupin, James Potter’ın en sadık dostuydu; Harry’nin içinde bulunduğu o derin boşluğu doldurabilecek, ona hem bir öğretmen hem de bir baba figürü olabilecek tek kişiydi.
"Hoş geldin Remus," dedi Albus, elini Lupin’in omzuna koyarak. "Bu yıl sadece bir öğretmen değil, bir koruyucu olman gerekecek. Harry tehlikede, ama sadece dışarıdaki o kaçaktan değil, kendi korkularından da. Ona Patronus büyüsünü öğretmeni istiyorum. Ruh Emicilerle başa çıkabilecek tek silah bu."
O gece şatoya yaklaşan trenin içinde, Ruh Emiciler ilk kez Harry’nin dünyasına sızdığında, Albus odasındaki gümüş bir aletin aniden karardığını gördü. Harry’nin yaşadığı o dehşet verici soğuğu, annesinin çığlıklarını, kendi odasından bile hissetmişti. Albus, Harry’nin o saniyeler içinde nasıl bir karanlıkla yüzleştiğini biliyordu.
Albus, müdürlük odasının kapısını kilitleyip zihninin derinliklerine çekildi. Bir sonraki hamlesini planlıyordu. Sirius Black, sadece bir kaçak mıydı, yoksa Tom Riddle'ın geri dönüşü için bekleyen bir piyon mu? Albus, gerçeğin dışarıdan göründüğü kadar siyah veya beyaz olmadığını biliyordu. Harry’nin bu yılki görevi sadece hayatta kalmak değil, "gerçeği" bulmak olacaktı. Ve Albus, bu gerçeği Harry’ye doğrudan söylemek yerine, onu o gerçeğe taşıyacak bir yol çizmek zorundaydı.
"Sirius," diye fısıldadı Albus, karanlığa karşı. "Senin masumiyetin, Harry’nin zihnindeki en büyük savaş olacak."