Gece yarısı, şatonun üçüncü katındaki o loş, terk edilmiş koridorda meşalelerin ışığı titriyordu. Albus Dumbledore, elinde Nicolas Flamel’den bizzat teslim aldığı, kadife bir kesenin içinde parıldayan o kan kırmızı Felsefe Taşı ile ağır ahşap bir kapının önünde dikiliyordu. Yanında, yüzünde her zamanki gibi endişeli ve sert bir ifade olan Profesör McGonagall ile simsiyah cübbesinin içinde adeta bir yarasa gibi süzülen Severus Snape vardı.
"Albus, bu çok büyük bir risk," diye fısıldadı McGonagall, gözleri koridorun karanlığında geziniyordu. "Eğer Kim-Olduğunu-Bilirsin-Sen gerçekten Quirrell’ın bedenindeyse ve bu taşın peşindeyse, şatoyu ve çocukları doğrudan bir tehlikenin ortasına bırakıyoruz demektir."
Albus, yarım ay gözlüklerinin üzerinden Minerva’ya baktı. Sesi her zamanki gibi sakin ama bir o kadar da sarsılmazdı. "Tom zaten şatoda, Minerva. Onu kovmak ya da gizlemek sadece acıkmış bir yılanın başka bir köşeden saldırmasına neden olur. Onu görebileceğimiz, hamlelerini izleyebileceğimiz tek bir noktaya çekmeliyiz. Bu taş, onun açgözlülüğünün yemi olacak."
Albus arkasını döndü ve yanındaki siyah cübbelere bürünmüş adama baktı. "Severus, senin koruman hazır mı?"
Snape, soğuk bir sesle başını salladı. "Mantık bulmacası ve iksirler hazır, Müdür. Quirrell’ın o sığ zekasıyla o iksirlerin arasından sağ çıkması neredeyse imkansız. Ancak... Potter’a ne olacak? Çocuk sürekli etrafta dolaşıyor. Quirrell’ın ona zarar vermesinden korkuyorum."
Albus hafifçe gülümsedi ama gözlerinde o bilge, her şeyi planlayan satranç ustasının ışığı vardı. "Harry güvende olacak Severus. Sen onu uzaktan izlemeye devam et. Quirrell’ın süpürge maçında ne yapmaya çalıştığını gördük; senin müdahalen olmasaydı Harry o gün düşebilirdi. Tom, Harry’yi gördüğü an yara izinin sızlamasından dolayı tetikte zaten."
Albus asasını (Mürver Asa) havaya kaldırdı ve kapının üzerindeki kadim kilit rünlerini mühürledi. "Hagrid’in o sevimli üç kafalı köpeği Fluffy ilk kapıyı koruyacak. Ardından senin Şeytan Kapanın Minerva, Flitwick’in uçan anahtarları, Sprout’un bitkileri ve nihayetinde Severus’un iksirleri... Ama en önemlisi, labirentin sonuna benim koyacağım koruma olacak."
Albus, cebindeki o kadim Erised Aynası’nı labirentin en son odasına yerleştirmek üzere büyüyle yönlendirirken içini çekti. Taşı aynanın içine öyle bir büyüyle gizleyecekti ki, sadece onu bulmak isteyen ama kullanmak istemeyen saf bir kalp taşa ulaşabilecekti. Quirrell ya da Tom, aynaya baktıklarında sadece kendilerini ölümsüz bir lider olarak görecekleri için taşa asla dokunamayacaklardı.
"Peki ya Harry bu labirente girerse Albus?" diye sordu McGonagall, endişeyle. "Çocuğun kurallara uymadığını biliyorsun. Tıpkı babası gibi."
Albus, asasını cübbesinin içine yerleştirirken durdu. Mavi gözlerinde felsefi bir derinlik belirdi. "Girecek Minerva. Çünkü kehanetin gölgesi onun üzerinde. Eğer Tom ile gelecekte savaşacaksa, onunla ilk yüzleşmesini, onun o zayıf, parazit halini kendi gözleriyle görmeli. Biz ona yolu tamamen kapatmayacağız; sadece doğru zamanda, doğru cesaretle yürüyebileceği bir patika bırakacağız."
Üç büyücü koridordan ayrılırken, Albus Dumbledore arkasında büyü dünyasının en büyük koruma oyununu bırakıyordu. Felsefe Taşı odada bekliyordu, Tom Riddle sinsice planlar yapıyordu ve 11 yaşındaki Harry Potter, hayatının ilk büyük kahramanlık sınavına doğru adım adım yaklaşıyordu.