Hogwarts’ın Müdürlük Odası’nda, o devasa parşömen tomarları ve tüy kalemler çılgın gibi çalışıyordu. Albus Dumbledore, masasının arkasında oturmuş, önünde biriken zümrüt yeşili mühürlü zarfları izliyordu.
İlk mektup gitmiş ama Petunia ve Vernon’ın o korku dolu Muggle zihniyeti mektubu yakıp kül etmişti. Albus, yarım ay gözlüklerinin üzerinden havada süzülen baykuşlara baktı. Dudaklarında o meşhur, muzip ve durdurulamaz tebessüm belirdi. Vernon Dursley, sihrin önüne sıradan bir ahşap kapıyla geçebileceğini sanıyordu. Ne büyük bir ahmaklık!
"Biraz daha ilgi istiyorlar gibi görünüyor, Fawkes," diye mırıldandı Albus, tüneğindeki anka kuşuna göz kırparak. "Madem tek bir baykuşu içeri almıyorlar, biz de onlara bir ordu göndeririz."
Albus asasını (Mürver Asa) havaya doğru hafifçe salladı. Şatonun Baykuşhanesi’nden yüzlerce, binlerce baykuş aynı anda Surrey semalarına doğru kanat çırptı. Albus, Privet Drive 4 Numara’nın posta kutusunu, pencerelerini ve en nihayetinde o dar şömine bacasını hedefleyen çok katmanlı bir Biçim Değiştirme ve Çağırma büyüsü perçinlemişti.
Pazar günü geldiğinde—ki Dumbledore’un en sevdiği gündü, çünkü pazar günleri posta gelmezdi—Dursley ailesinin salonu adeta bir büyü savaşı alanına döndü. Şöminenin içinden, sanki bir makineli tüfekten fırlatılırmış gibi binlerce zümrüt yeşili mürekkeple yazılmış mektup odaya fırladı. Salonda mektuplar havada uçuşuyor, Vernon Dursley deliliğin eşiğinde çığlıklar atıyordu.
Albus, odasındaki büyülü bir izleme küresinden bu manzarayı izlerken hafifçe güldü. Ancak Dursley’lerin çocuğu alıp deniz ortasındaki o tekinsiz, kayalık kulübeye kaçtığını gördüğünde yüzü ciddileşti. Vernon Potter'ı dünyadan saklayabileceğini sanıyordu.
Albus masasının üzerindeki o ağır zili çaldı. Kapı açıldı ve içeri, şapkanın altından taşan sakallarıyla dev Rubeus Hagrid girdi.
"Beni istemişsiniz, Profesör Dumbledore," dedi Hagrid, devasa cüssesiyle odayı doldurarak.
"Evet Hagrid," dedi Albus ayağa kalkarak. Masanın üzerindeki o kalın parşömen zarfı, Harry’nin gerçek mektubunu Hagrid’e uzattı. "Dursley ailesi Harry’yi büyüden uzak tutmak için rüzgarlı bir kayalığa, denizin ortasına kaçırdı. Mektuplarımız artık onlara ulaşmıyor. Bu görevi bizzat senin üstlenmeni istiyorum. Git ve Harry’ye mektubunu ellerinle teslim et. Ona kim olduğunu anlatma vakti geldi."
Hagrid mektubu o devasa eline aldı, gözleri parladı. "Onu oradan çekip alacağım Profesör. Şüpheniz olmasın."
Hagrid odadan çıkarken, Albus penceremden dışarı, şatonun gölgesine baktı. 11 yıllık o sessiz bekleyiş bu gece bitiyordu. Sağ Kalan Çocuk, ait olduğu yere, şatoya geri dönecekti. Ama Albus biliyordu ki, Harry’nin şatoya adım attığı an, Tom Riddle’ın karanlık gölgesi de saklandığı o Arnavutluk ormanlarından uyanıp bu çocuğun peşine düşecekti. Büyük kumar resmen başlıyordu.