Godric's Hollow’da rüzgâr, yanık kokusunu sokağın her köşesine yayıyordu. Albus Dumbledore, evin bahçe kapısından içeri adım attığında ayakları adeta taştan yapılmış gibi ağırdı. Koruma büyüsünün (Fidelius) çöktüğünü hissettiği an şatodan cisimlenmişti ama çok geç kalmıştı. Peter Pettigrew’un ihaneti, Albus’un tüm o muazzam stratejisini tek bir gecede yerle bir etmişti.
Evin girişinde, merdivenlerin hemen dibinde James Potter’ın cansız bedeni duruyordu. Gözleri hâlâ açık, asası birkaç metre öteye fırlamıştı. Albus, eski öğrencisinin gözlerini yavaşça kapattı. İçindeki o yaşlı adamın kalbinden bir parça daha kopmuştu.
Yukarı kata, çocuk odasına doğru çıkan merdivenleri adım adım tırmandı. Kapı patlamayla menteşelerinden sökülmüştü. İçeride, beşiğin hemen önünde Lily Potter sırtüstü yatıyordu. O güzel kızıl saçları yerdeki kan sızıntısına karışmıştı.
Albus, Lily’nin cansız bedeninin başında diz çöktü. O an, odanın tavanında asılı duran oyuncak büyü kürelerinin soluk ışığında, beşiğin içinden gelen küçük bir hıçkırık sesi duyuldu.
Albus hızla ayağa kalkıp beşiğe doğru eğildi. Bebek Harry, battaniyesine sarılmış halde ağlıyordu. Albus elini uzatıp bebeği kucağına aldı. Tam o sırada, bebeğin alnındaki o taze, kanayan ve şimşek şeklindeki yara izini gördü. Odanın ortasında ise Tom Riddle’ın cübbesinden geriye kalan küller ve patlamanın izleri vardı. Voldemort yok olmuştu. Gitmişti.
Albus, parmağını yavaşça Harry’nin alnındaki o yara izine yaklaştırdı. Dokunduğu an, parmak uçlarından ruhuna doğru saf, simsiyah ve zehirli bir büyü enerjisinin sızdığını hissetti. Bu sıradan bir yara izi değildi. Albus’un o engin kadim büyü bilgisi, o salisede gerçeği fısıldadı: Tom Riddle, Lily’nin fedakarlık büyüsüne çarpan ölüm laneti geri teptiğinde parçalanmış, ama ruhundan kopan o kirli bir parça, odadaki tek canlı şeye... bu masum bebeğe tutunmuştu.
Harry, Voldemort’un farkında olmadan yarattığı bir Hortkuluk’tu.
Gözlerinden bir damla yaş süzüldü Albus’un. Tom gitmişti ama arkasında bu çocuğun hayatını mühürleyen bir lanet bırakmıştı. Aşağıdan gelen ağır ayak sesleriyle irkildi. Dev cüssesiyle, gözyaşları içinde odaya giren Rubeus Hagrid’di.
"P-profesör..." diye hıçkırdı Hagrid, devasa elleriyle yüzünü kapatarak. "James... Lily... Hepsi gitmiş."
"Ağlama Hagrid," dedi Albus, sesi acıyla titrese de otoritesini kaybetmemişti. Bebeği şefkatle Hagrid’in o devasa, güvenli kollarına bıraktı. "Harry yaşıyor. Ve onu korumak zorundayız. Tom bir gün geri dönecek, o gün gelene kadar bu çocuğun büyü dünyasından uzakta, güvende büyümesi gerekiyor."
Albus, odadan çıkarken Lily’nin cansız bedenine son bir kez baktı. Bir annenin sevgisi, ölüm lanetini bile alt etmişti. Albus, bu kadim sevgi büyüsünü (Kan Korumasını) devam ettirmek için Harry’yi Lily’nin hayatta kalan tek akrabasının, Muggle teyzesinin kapısına bırakmak zorunda olduğunu biliyordu. Seçilmiş çocuk doğmuştu ve Albus Dumbledore, o çocuğun gelecekteki feda edilişine kadar koruyuculuğunu üstlenmek üzere şatoya doğru yola çıktı.