1980 yılının o soğuk, yağmurlu kış gecesinde Domuz Kafası barının pencereleri rüzgardan zangırdıyordu. Albus Dumbledore, o dönem boş olan Kehanet dersi kürsüsü için pek de istekli olmadan bir iş görüşmesi yapıyordu. Karşısında, büyük kahve fincanı gibi gözlükleri, üzerine doladığı kat kat şalları ve titreyen elleriyle Cassandra Trelawney’nin torunu Sybill Trelawney oturuyordu.
Görüşme tam bir hayal kırıklığıydı. Kadın sürekli sahte sezgilerden, uydurma ölüm risklerinden bahsediyordu. Albus tam nezaketle ayağa kalkıp görüşmeyi bitirmek üzereydi ki, odadaki hava bir anda buz kesti. Mum ışıkları sanki görünmez bir el tarafından bastırılmış gibi soluk bir maviye döndü.
Trelawney’nin sırtı aniden tahta gibi dikleşti. Gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı ve o tanıdık, tiz sesi tamamen kayboldu. Onun yerine, odanın duvarlarını sarsan, derinden, çatallı ve adeta başka bir boyuttan gelen yabancı bir sesle konuşmaya başladı:
"Karanlık Lordu alt edecek güce sahip olan geliyor... Ona üç kez karşı çıkmış olanların çocuğu olarak doğacak... Yedinci ay ölürken doğacak..."
Albus donakalmıştı. İçindeki o kadim büyü sezişleri, bunun sahte bir numara olmadığını, o an saf ve gerçek bir kehanetin doğduğunu haykırıyordu. Soluğunu tutarak dinlemeye devam etti.
"Karanlık Lord onu dengi olarak işaretleyecek, ama o, Karanlık Lord’un bilmediği bir güce sahip olacak... Biri diğerinin ellerinde ölmelidir, çünkü diğeri yaşarken diğeri yaşayamaz..."
Tam o sırada, odanın ahşap kapısının dışından küçük bir gürültü, bir ayak sesi ve ardından barın sahibi Aberforth’un o gür sesi yükseldi: "Burada ne arıyorsun sen! Defol buradan!"
Albus bir seherbaz hızıyla asasını çekti ve kapıyı ardına kadar açtı. Ama kapının arkasındaki koridor boştu. Aberforth, merdivenlerin başında siyah cübbeli, solgun yüzlü genç bir adamı yakasından tutmuş, merdivenlerden aşağı fırlatıyordu. Albus, o siyah saçları ve burnunun şeklini anında tanıdı. Bu, Tom Riddle’ın en zeki, en sadık genç ölüm yiyenlerinden biriydi: Severus Snape.
Snape kurtulup sisin içinde kaybolurken, odadaki Trelawney hafifçe sarstı, gözlerini kırpıştırdı ve sanki hiçbir şey olmamış gibi o tiz sesiyle konuştu: "Özür dilerim Profesör, bir an başım döndü de... Ne diyorduk?"
Albus’un kalbi göğsünü dövüyordu. Tom Riddle’ın casusu, kehanetin ilk yarısını duymuştu. 7. ayın sonunda, ona 3 kez karşı gelmiş bir aileden doğacak olan çocuk... Tom bu bilgiyi aldığı an, o bebeği bulup beşiğinde katletmek için dünyayı ateşe verecekti. O anda Albus, kehanette bahsedilen özellikleri taşıyan sadece iki aile olduğunu biliyordu: Potterlar ve Longbottomlar.
Albus, Trelawney’yi korumak amacıyla anında okula götürme kararı alırken, içindeki o bilge adam korkuyla titriyordu. Satranç tahtası yeniden kurulmuştu ama bu kez piyonlar henüz doğmamış masum bebeklerdi. Albus, o genç casusun bu bilgiyi efendisine götürdüğünde nasıl bir felaket zincirini tetikleyeceğini çok iyi biliyordu.