Londra’nın dışındaki o tekinsiz, sisli kasaba barlarından biri olan Domuz Kafası (Hog’s Head), o gece tarihinin en gizli ve en tehlikeli misafirlerini ağırlıyordu. Dışarıda Ölüm Yiyenler cirit atıyor, Sihir Bakanlığı içindeki casuslar yüzünden kelimenin tam anlamıyla felçli bir hal sergiliyordu. Kimsenin kimseye güvenmediği bu çağda, Albus Dumbledore güvenebileceği o bir avuç saf yürekli büyücüyü kardeşi Aberforth’un barının o loş, duman altı üst katında toplamıştı.
Odanın ortasındaki yuvarlak ahşap masanın etrafında, gelecekte adları efsaneleşecek olan o genç yüzler oturuyordu. Henüz çok genç, gözleri hayat dolu olan James Potter ve kızıl saçlarıyla odayı aydınlatan Lily Evans el ele tutuşmuşlardı. Yanlarında, o asi ve aristokrat duruşuyla Sirius Black, yorgun ama zeki bakışlarıyla Remus Lupin, çılgın gözüyle etrafı tarayan Seherbaz Alastor Moody ve Frank-Alice Longbottom çifti vardı.
Herkes gergindi. Masanın üzerindeki mumun ışığı, gençlerin yüzlerindeki o haklı korkuyu ele veriyordu. Voldemort’un acımasızlığı karşısında Bakanlık bile havlu atmışken, onlar ne yapabilirdi ki?
Odada ağır bir sessizlik varken, köşedeki karanlığın içinden Albus Dumbledore sıyrıldı. Gece mavisi pelerini yerleri süpürüyor, uzun kır sakalı mum ışığında parıldıyordu. Mavi gözlerinde, o odadaki herkese anında sirayet eden sarsılmaz bir güven ve baba şefkati vardı.
"Buraya gelerek sadece hayatlarınızı değil, ruhlarınızı da tehlikeye attınız, dostlarım," dedi Albus, sesi odadaki o loş havayı adeta eritiyordu. "Tom Riddle, korkuyla hükmediyor. İnsanları birbirine düşürerek, içimizdeki o en karanlık dürtüleri besleyerek büyü dünyasını esir alıyor. Bakanlık yasalara bağlı, oysa Tom hiçbir kural tanımıyor."
Sirius Black, masaya doğru eğildi, gözlerinde o durdurulamaz isyan ateşi yanıyordu. "Biz de kural tanımayacağız o zaman Profesör. Ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bu karanlığa teslim olmayacağız."
Albus, Sirius’a bakıp hafifçe gülümsedi ama bu hüzünlü bir gülümsemeydi. Kendi gençliğini, Grindelwald ile kurduğu o kuralsız dünyayı hatırlamıştı. "Kuralları çiğnemek bizi onun seviyesine indirmemeli, Sirius. Biz nefretle değil, koruma arzusuyla savaşacağız. Bu yüzden bu örgütün adı, küllerinden her dâim daha güçlü doğan o kadim canlıdan geliyor."
Albus, asasını (Mürver Asa) havaya kaldırdı. Asanın ucundan çıkan saf gümüş ışık, odanın tavanında devasa, kanatlarını açmış ihtişamlı bir kuş silueti oluşturdu. Işık, odadaki herkesin yüzünü aydınlatırken içlerindeki o umutsuzluğu saniyeler içinde söküp aldı.
"Bugünden itibaren," dedi Albus, sesi bir yemin gibi perçinlenerek, "Bizler Zümrüdüanka Yoldaşlığı’yız. Birbirimizin gözü, kulağı ve kalkanı olacağız. Tom’un karşısına dikilen o gizli duvar olacağız. Bu yolda kayıplar vereceğiz, canımız yanacak... Ama ışığı karanlığa teslim etmeyeceğiz."
James, Lily, Sirius ve diğerleri... Hepsi teker teker asalarını havaya kaldırdılar ve asalarının uçlarındaki ışıkları Dumbledore’un o gümüş ankasında birleştirdiler. O gece, o köhne barın tavan arasında, Voldemort’un saltanatını yıkacak olan o saf sevgi ve sadakat ittifakı resmen mühürlenmişti. Albus, gençlerin gözlerindeki o cesarete bakarken, içindeki o yaşlı ve yorgun adamın ilk kez yeniden umutla dolduğunu hissetti.