Dışarıda kar fırtınası şatoyu döverken, müdürlük odasında şöminenin çıtırtıları dışında çıt çıkmıyordu. Kapı yavaşça açıldı ve içeri Tom Marvolo Riddle girdi. O eski yakışıklılığı hâlâ oradaydı ama cildinde çiğ, mumsu bir beyazlık, göz bebeklerinde ise anlık çakıp sönen kırmızı bir nefret ışığı vardı. Artık o insani sınırları zorlamaya başlamış bir canlıydı.
Albus, masasının arkasından kalkmadı. Yarım ay gözlüklerinin üzerinden, eski öğrencisine bakarken sesindeki o babacan ama tetikteki tonu korudu: "Otur lütfen Tom. Uzun zaman oldu."
Tom, asil bir hareketle koltuğa yerleşti. Gözleri odadaki nesneleri taradı; masadaki parşömenlerde, köşedeki Fawkes’ta ve Albus’un cübbesinin altında sakladığı asada gezindi. "Dünya değişiyor Müdür Dumbledore. Ben de değiştim. Size daha önce yazdığım gibi, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersi için buradayım. Bilgilerimi bu şatonun çocuklarına aktarmak istiyorum."
Albus hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme tamamen buz gibiydi. "Senin çok şey öğrendiğini biliyorum Tom. Derinlere dindiğini, sihir dünyasının en karanlık köşelerinde dolaştığını da... Ama bana dürüst olmalısın. Sen buraya çocuklara 'savunma' öğretmek için gelmedin. Sen buraya bir kütüphaneye, saklı kadim sırlara ulaşmak ve peşindeki o insanlara (Ölüm Yiyenler'e) yeni piyonlar katmak için geldin."
Tom’un yüzündeki o kibar maske saniyeler içinde gerildi. Gözleri bir yılan gibi kısıldı. "Bakanlık ve o korkak büyücüler benim gücümü anlayamaz Albus. Ben sadece hak ettiğim şeyi istiyorum. Hogwarts benim yuvam."
"Hogwarts bir yuva, Tom. Bir tarikat merkezi ya da güç devşirme alanı değil," dedi Albus, sesi odadaki tüm portreleri susturacak bir kesinlikle yankılandı. "Sana bu kürsüyü vermeyeceğim. Ne şimdi, ne de gelecekte. Sen o sınıfa adım atıp çocukların zihnini zehirleyemezsin."
Tom yavaşça ayağa kalktı. O odadaki sıcaklık bir anda sıfırın altına düştü, şöminenin alevleri yeşilimsi bir renge büründü. Albus da sakinlikle ayağa kalktı, eli masanın altındaki Mürver Asa’ya yakın duruyordu. İki büyücü arasında asalar çekilmedi ama zihin siperi (Zihinbend) duvarları havada çarpıştı.
"Büyük bir hata yapıyorsunuz, yaşlı adam," dedi Tom, sesi artık tamamen tıslayan bir canavara dönüşmüştü. "Bu kürsü benim hakkımdı. Eğer bana yar olmayacaksa... bu okulda hiç kimseye yar olmayacak."
Tom arkasını dönüp odadan çıkarken, cübbesinin ucundan sızan o saf, kara büyü enerjisini odaya bıraktı. O an, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinin üzerine o meşhur, kırılmaz lanet çöktü. O geceden sonra, Albus Dumbledore o kürsüye hangi öğretmeni getirirse getirsin, hiçbiri okulda bir yıldan fazla tutunamayacaktı; ya ölecekler, ya çıldıracaklar ya da okulu terk etmek zorunda kalacaklardı.
Voldemort, Hogwarts’tan eli boş dönmüştü ama arkasında okulun kalbine saplanmış bir hançer bırakmıştı. Albus penceremden dışarı, karların arasında kaybolan o siyah siluete bakarken içini çekti. İlk büyük canavarı Nurmengard’a kapatmıştı ama bu ikincisi, dünyayı çok daha büyük bir kan gölüne boğacaktı.