Müdürlük odasının kapısındaki o devasa çirkin heykel (Gargoyle) Albus’un önünde saygıyla eğildi. Albus, dairesel odadan içeri adım attığında eski müdürlerin portreleri onu ayakta alkışlıyordu. Masanın arkasındaki tünekte duran anka kuşu Fawkes, sahibinin gelişini asil bir ötüşle selamladı.
Albus, elindeki mürver pütürlü asayı (Mürver Asa) çekmecesinin gizli bir bölmesine kilitledi. O, gücü sergilemekten hoşlanan bir lider olmayacaktı. Üzerine o meşhur, yıldız desenli gece mavisi cübbesini geçirdi, masasına oturdu ve önündeki evrak yığınını incelemeye başladı.
Tam o sırada, odanın pencerelerinden içeri giren simsiyah bir gece baykuşu, doğrudan Albus’un masasının ortasına zümrüt yeşili mürekkeple yazılmış bir mektup bıraktı. Zarfın üzerindeki o kusursuz, keskin el yazısını gördüğü an Albus’un mavi gözlerindeki o neşeli parıltı bir anda söndü.
Mektubun altında tek bir isim yazıyordu: Tom Marvolo Riddle.
Albus, mektubu açtı. Eski öğrencisi, yetimhaneden bizzat kendi elleriyle alıp Hogwarts’a getirdiği o dahi ve tekinsiz çocuk, okulu bitirdikten sonra ortadan kaybolmuştu. Şimdi ise geri dönmek istiyordu.
"Saygıdeğer Müdür Dumbledore,
Grindelwald’a karşı kazandığınız muazzam zafer ve yeni makamınız için sizi tüm kalbimle tebrik ederim. Sizin liderliğinizdeki Hogwarts, her zamankinden daha ihtişamlı olacaktır. Eğitimimi tamamlayıp dünyayı gezdikten sonra, ait olduğum tek yere, yuvama dönmek arzusundayım. Okulumuzdaki 'Karanlık Sanatlara Karşı Savunma' kürsüsünün boş olduğunu öğrendim. Bu kutsal görevi üstlenmek ve genç zihinleri geleceğin tehlikelerine karşı eğitmek için sizden bir randevu talep ediyorum."
Albus mektubu masaya bıraktı, yamuk burnunun üzerindeki yarım ay gözlüklerini düzeltti. Tom’un neyin peşinde olduğunu çok iyi biliyordu. O çocuk buraya öğretmenlik yapmaya, çocukları eğitmeye gelmiyordu. O, şatonun derinliklerindeki sırları (Salazar Slytherin’in mirasını) tamamen ele geçirmek, kendi tarikatına (Ölüm Yiyenler) yeni genç piyonlar devşirmek için Hogwarts’ın korumasını delmeye çalışıyordu.
En önemlisi de Albus, Tom’un gözlerinde Grindelwald’dan çok daha vahşi bir şey görmüştü. Gellert, "Daha Büyük Bir İyilik" adı altında, kendince çarpık bir ideal için savaşıyordu; içinde hâlâ insani duygular, pişmanlıklar barındırıyordu. Ama Tom Riddle... O saf nefretti. O, ölümsüzlük arzusuyla ruhunu parçalamaya (Hortkuluklar yaratmaya) çoktan başlamış, insanlığından tamamen sıyrılmış bir canavardı.
Albus şömineye doğru yürüdü, Fawkes’un tüylerini okşadı.
"Gellert’ın açtığı yaralar henüz kabuk bağlamadı dostum," diye mırıldandı Albus, sesi odadaki portreleri bile susturacak bir ciddiyetteydi. "Ve şimdi, onun küllerinden çok daha büyük, çok daha acımasız bir yangın doğuyor. Bu kez bir orduyla gelmiyor; sessizce, koridorlarımıza sızarak başlamak istiyor."
Albus masasına döndü, tüy kalemi mürekkebe batırdı ve Tom Riddle’a o meşhur cevabını yazdı. Randevuyu kabul edecekti. Çünkü Dumbledore, düşmanını karanlıkta saklanırken değil, gözlerinin içine bakarken tartmayı tercih ederdi. İkinci büyük satranç tahtası kuruluyordu ve bu kez karşısındaki rakip, insanlığın sınırlarını aşmış olan Lord Voldemort’un ta kendisiydi.