Müdür Phineas Nigellus Black’in odası, Hogwarts’ın o dönemki en soğuk ve acımasız yerine dönüşmüştü. Odanın ortasında, kafası öne eğik, elleri titreyen Newt Scamander duruyordu. Masanın üzerinde ise okulun koridorlarında panik yaratmış, birkaç öğrenciyi yaralamış olan yırtıcı büyülü yaratığın izleri ve kanıtları duruyordu.
Müdür Black, sivri sakalını sıvazlayarak Newt’a tiksintiyle baktı. "Bir Hufflepuff’tan beklenecek bir ahmaklık," dedi, sesi adeta bir kamçı gibi şaklayarak. "Okulun güvenliğini tehlikeye attın, yasaklı bir yırtıcıyı şatoya soktun. Kararım kesindir Scamander. Hogwarts’tan kalıcı olarak atılıyorsun. Asan kırılacak."
Newt’ın gözlerinden yaşlar süzüldü ama arkada duran Leta Lestrange’e bakıp sustu. Suçu üstlenmişti ve geri dönüşü yoktu.
"Bu karara kesinlikle itiraz ediyorum, Müdür Black."
Odanın ağır ahşap kapısı açıldı ve Profesör Dumbledore içeri girdi. Cübbesi arkasında dalgalanırken, gözlerindeki o hüzünlü ışık yerini sarsılmaz bir otoriteye bırakmıştı. Albus, doğrudan Newt’ın yanına yürüdü ve elini korumacı bir tavırla genç çocuğun omzuna koydu.
Müdür Black kaşlarını çattı. "Profesör Dumbledore, bu sizin dersinizde yaşanmadı. Disiplin kurulu kararları tamamen benim yetkimdedir. Bu çocuk bir suçlu."
"Bu çocuk bir suçlu değil, Müdür," dedi Albus, sesi odadaki tüm eski müdür portrelerini bile susturacak kadar güçlü ve sakindi. "Newt Scamander, bu okulun gördüğü en saf, en zararsız ruha sahip öğrencidir. Onun canlılara olan sevgisi bir suç değil, bizim çoğumuzun unuttuğu bir erdemdir. Bu kazanın arkasındaki tüm gerçekleri incelemeden, bir gencin geleceğini karartamazsınız."
Albus, Black’in gözlerinin içine baktı. Kendi geçmişini, bir zamanlar suç ortaklığı yaptığı o karanlık planları düşündü. Grindelwald gibi gerçek canavarlar dünyada elini kolunu sallayarak gezerken, Newt gibi masum bir çocuğun günah keçisi ilan edilmesine asla izin veremezdi.
"Eğer Newt’ı bu okuldan atarsanız," diye devam etti Albus, ses tonunu tehlikeli bir şekilde alçaltarak, "Ben de Biçim Değiştirme kürsümden ve bu okuldaki tüm görevlerimden istifa ederim. Hogwarts, masumları cezalandıran, suçluları ise unvanları yüzünden koruyan bir yer haline geldiyse, benim de burada öğretecek bir şeyim kalmamış demektir."
Odada ölümcül bir sessizlik oldu. Phineas Nigellus Black, Dumbledore’un ne kadar büyük bir deha olduğunu ve onun gidişinin Bakanlık nezdinde Hogwarts için bir felaket olacağını biliyordu. Geri adım atmak zorunda kaldı.
"Pekala," diye homurdandı Black. "İstifanı kabul edemem Dumbledore. Ancak asası kırılmayacak olsa bile, Scamander’ın şatodaki eğitimi burada biter. Okuldan uzaklaştırılacak."
Albus, Newt’ı odadan çıkarırken genç çocuk hüngür hüngür ağlıyordu. "Özür dilerim profesör, sizin adınızı da lekeledim," dedi Newt.
Albus durdu, yamuk burnunun üzerindeki gözlüğünü düzeltti ve Newt’ın saçlarını karıştırdı. "Sen benim adımı lekelemedin Newt. Sen bana bu dünyada hâlâ başkaları için kendini feda edebilecek kadar temiz kalplerin olduğunu gösterdin. Şimdi git ve o muazzam canlılarını keşfet. Unutma, Hogwarts’tan ayrılmak, sihir dünyasından ayrılmak demek değildir. Ben her zaman arkandayım."
Newt bavulunu toplayıp şatodan ayrılırken, Albus arkasından gururla baktı. Kibrin yıktığı hayatların ardından, Albus ilk kez bir hayatı kurtarmanın, bir ruhu korumanın o huzurlu hafifliğini hissediyordu.