Evin salonu artık bir aile ocağı değil, Albus ve Gellert’ın Yadigarlar haritalarını, Muggle’ları dize getirme planlarını serdiği bir savaş odasıydı. Masanın üzerinde rünik parşömenler uçuşuyor, gümüş Kan Damgası kolyesi bir lamba gibi parlıyordu. Köşede, hırpalanmış bir bez bebekle oynayan Ariana, odadaki bu yabancı ve ağır enerjiden huzursuzca titriyordu.
Aberforth kapıyı tekmelercesine açarak içeri girdiğinde, üstü başı çamur ve keçi tüyü içindeydi. Masadaki o gösterişli planlara, ardından Albus’un gözlerindeki o yabancı, hırslı parıltıya baktı. Aberforth’un sabrı, annesinin ölümünden beri zaten pamuk ipliğine bağlıydı.
"Hala bu saçmalıklar mı?" diye bağırdı Aberforth, elindeki feneri masanın tam ortasına, haritaların üzerine sertçe bırakarak. "Annem öleli henüz bir ay bile olmadı Albus! Sen ise bu... bu serseriyle birlikte dünyayı nasıl fethedeceğini planlıyorsun!"
Albus, yerinden kalkmadan, sesindeki o buz gibi aristokrat tonla cevap verdi: "Sesini alçalt Aberforth. Bizim burada neyi inşa ettiğimizi anlayacak kapasitede değilsin. Bu planlar tamamlandığında, Ariana’yı bu evden kurtaracağız. Onu saklamak zorunda kalmayacağız."
"Bana Ariana demeyi kes!" Aberforth masaya doğru yürüdü, Albus’un üzerine yürüdü. "Sen onun adını sadece kendi kibrini aklamak için kullanıyorsun! Okulun bitince onunla Avrupa’yı gezeceğini, Muggle’ları köle yapacağını söylüyorsun. O merdivenlerden bile tek başına inemezken onu peşinden mi sürükleyeceksin? Yoksa arkanda, bu çukurda mı bırakacaksın?"
Gellert, oturduğu sandalyede arkasına yaslanarak sinsi bir kahkaha attı. "Küçük kardeşin yine çok duygusal, Albus. Gerçek liderlerin önündeki o zavallı engelleri göremiyor. Dünya değiştiğinde, onun gibi sıradan büyücüler bize teşekkür edecek."
"Sen kapa çeneni!" Aberforth asasını çıkardı ve doğrudan Gellert’ın göğsüne doğrulttu. "Evimden defol git, seni karanlık pislik!"
Gellert’ın yüzündeki o alaycı gülümseme bir anda yok oldu, gözlerinde vahşi bir ölüm ışığı yandı. O da ayağa kalktı, asasını çekti. Albus ise iki ateş arasında kalmıştı. Göğsündeki Kan Damgası kolyesi, Gellert’a karşı büyü yapmasını engelliyordu; içindeki o dahi zihin ise kardeşinin bu vizyonu sabote etmesine katlanamıyordu.
Albus da asasını çıkardı. Üç genç büyücü, o daracık salonda birbirlerine asalarını doğrultmuşken, odadaki hava statik elektrikle çıtırdamaya başladı.
Ariana, abilerinin arasındaki bu nefreti, asaların ucundan sızan o tekinsiz ışıkları gördüğünde kulaklarını kapattı. Çığlık atmaya başladı. Onun çığlığıyla birlikte, evdeki pencereler çatladı, nesneler havada uçuşmaya başladı. İçindeki o bastırılmış karanlık güç (Obscurus) uyanıyordu.
"Asalarınızı indirin!" diye haykırdı Albus, ama artık çok geçti. İlk büyülü kıvılcım, o karanlık trajediyi başlatmak üzere havada çaktı.