Kendra Dumbledore’un cenazesi sessiz, soğuk ve aceleyle yapılmıştı. Godric’s Hollow mezarlığında, toprağın kokusu Albus’un genzini yakarken, Aberforth abisinin ne yüzüne baktı ne de taziyesini kabul etti. Albus eve döndüğünde, o dahi zihninin ilk kez çaresizlikle kilitlendiğini hissetti. Artık okul birincisi, S.B.D. şampiyonu Albus yoktu; Ariana’nın bakıcısı, kırık bir evin reisi Albus vardı.
Gece yarısı, evin arka bahçesinde, annesinin en sevdiği güllerin yanında tek başına otururken karanlığın içinden o tanıdık, statik elektrik yüklü figür sıyrıldı. Gellert Grindelwald gelmişti.
Gellert, Albus’un yanına çöktü ve elini dostunun omzuna koydu. Sesi hiç olmadığı kadar şefkatli, neredeyse bir kurtarıcı gibiydi. "Acını hissedebiliyorum Albus. Büyük ruhlar, bu dünyanın getirdiği etten ve kemikten bağların altında ezilir. Annen harika bir kadındı ama... onun vizyonu bu kadardı. O, korkunun içinde yaşadı."
Albus başını salladı, gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "Benim yüzümden oldu Gellert. Okulda zaferler peşinde koşarken, burada ne olduğunu görmedim. Şimdi Ariana var... Aberforth var. Gitmem imkansız. Yadigarlar, Avrupa planları... Hepsi bitti. Ben bu eve mahkumum."
Gellert’ın gözlerinde anlık bir öfke çaktı ama bunu hemen sinsi bir tebessümle maskeledi. Albus’un çenesini tuttu ve gözlerinin içine baktı. O mavi gözlerdeki parıltıyı yeniden uyandırmak zorundaydı.
"Mahkum mu? Albus Dumbledore bir bakıcı olarak mı yaşayacak?" dedi Gellert, sesi adeta zihne sızan bir fısıltı gibiydi. "Düşün kanka, bu bir ceza değil, bu kaderin bir işareti. Annenin ölümü, seni bağlayan o son pranganın kırılmasıdır. Ariana’yı iyileştirmenin yolu bu evde oturup ona çorba içirmek değil. Biz o Diriltme Taşı’nı bulduğumuzda, Mürver Asa’yı ele geçirdiğimizde, kız kardeşini bu lanetten tamamen kurtaracaksın. Dünyayı Muggle’ların cehaletinden temizlediğimizde, Ariana gibi kurbanlar bir daha asla olmayacak!"
Albus, Gellert’ın sözlerindeki o zehirli mantığa tutunmak istedi. Çünkü bu mantık, onun suçluluk duygusunu hafifletiyordu. Evet, diye düşündü içindeki o kibirli dahi, Ben buraya ait değilim. Benim büyük planım aslında ailemi kurtarmanın tek yolu.
Gellert, cebinden o gümüş Kan Damgası kolyesini çıkardı, ay ışığında parlattı. "Biz birbirimize kanla bağlandık Albus. Senin dehan, benim irademle birleşti. Eğer şimdi durursan, annenin ölümü tamamen boşa gitmiş olacak. Biz 'Daha Büyük Bir İyilik' için yürümek zorundayım. Benimle misin?"
Albus, cübbesinin altındaki kolyeyi sıktı. Kalbi hızla çarpıyordu. Annesinin son nefesinde verdiği o uyarıyı, "O çocuk seni yakacak yangın" sözünü bir kenara itti. Kendi vicdanını susturmak için Gellert’ın o karanlık vizyonuna bir kez daha teslim oldu.
"Seninleyim Gellert," dedi Albus, sesi artık bir çocuk gibi değil, bir suç ortağı gibi soğuktu. "Dünyayı değiştireceğiz."