S.B.D. sınavlarının ardından Hogwarts, Albus Dumbledore ismini adeta bir ilah gibi sayıklıyordu. Uluslararası Sihirbazlar Konfederasyonu’ndan genç yetenek bursu teklifleri, Kahire’deki Simya Derneği’nden davetiyeler masasını doldurmuştu. Albus, ortak salondaki kutlamaların ortasında, elindeki gümüş kupaya bakarken içten içe sadece Gellert ile kuracağı o yeni dünyayı düşünüyordu. Marchbanks'i bile dize getiren bu asa, çok yakında dünyayı şekillendirecekti.
Tam o sırada, Büyük Salon’un tavanından süzülen yüzlerce baykuşun arasından simsiyah, hırpalanmış bir kır baykuşu doğrudan Albus’un önüne indi. Kuşun bacağındaki parşömen alelacele bağlanmıştı ve üzerinde Aberforth’un o düzensiz, öfkeli el yazısı vardı.
Albus, içindeki garip bir ürpertiyle zarfı açtı. Mektup sadece birkaç satırdan ibarettti:
"Albus, o parlak ödüllerini ve o kibirli dostunu bırakıp hemen eve dönmek zorundasın. Annem... Ariana’nın geçirdiği son krizden sonra toparlayamadı. Durumu çok kötü. Sihirli şifacılar bir şey yapamıyor çünkü sorun bedensel değil, ruhsal bir tükeniş. Gururun elveriyorsa, ölmeden önce anneni gör."
Mektup Albus’un elinde titredi. Ortak salondaki o neşeli kahkahalar, tebrikler bir anda uğultuya dönüştü. Cübbesinin altındaki Kan Damgası kolyesi o an göğsünü bir kor gibi yaktı. Gellert ile yapacağı araştırmalar, yaz için planladıkları Yadigarlar yolculuğu... Hepsi bu mektubun karanlığı altında eziliyordu.
Elphias Doge endişeyle yaklaştı. "Albus? Yüzün bembeyaz oldu, kötü bir haber mi var?"
"Eve dönmem gerekiyor Elphias," dedi Albus, sesi bir anda o dahi çocuktan sıyrılıp çaresiz bir oğula dönüşmüştü. "Hemen."
Ertesi gün Godric’s Hollow’daki evin kapısını açtığında, içerideki o ölüm sessizliği yüzüne çarptı. Aberforth merdivenlerin başında durmuş, Albus’a nefretle bakıyordu. Salondaki o eski koltukta ise Kendra Dumbledore yatıyordu; yüzü neredeyse şeffaflaşmış, gözlerindeki o eski otoriter ışık tamamen sönmüştü.
Albus annesinin dizlerinin dibine çöktü. "Anne... Ben geldim. S.B.D. sınavlarını geçtim, herkes benden bahsediyor, seni iyileştirecek şifacılar bulabilirim—"
Kendra zorlukla elini kaldırdı ve Albus’un yanağına, iki yıl önce tokat attığı o aynı yere koydu. Ama bu kez dokunuşu çok hafifti. "Başarıların... bizi kurtarmaz Albus," diye fısıldadı Kendra, son nefeslerinin ağırlığıyla. "Sihrinle dünyayı aydınlatabilirsin ama... kendi evini karanlıkta bıraktın. Kardeşlerine sahip çık. O sarı saçlı çocuk... o senin ışığın değil, seni yakacak olan yangın."
Kendra’nın eli Albus’un yanağından yavaşça kayıp yere düştü. Gözleri kapandı. Roomdaki tek ses, yan odada ne olduğundan habersizce kendi kendine mırıldanan Ariana’nın melodisiydi.
Kendra Dumbledore ölmüştü. Ve Albus, annesinin son sözlerinde bile o büyük vizyonunun lanetlendiğini hissetti. Kapının eşiğinde duran Gellert’ın gölgesi ise pencerelerden içeri sızmak için sabırsızlanıyordu.