Hogwarts’ın Büyük Salonu, beşinci sınıfların S.B.D. uygulamalı sınavları için boşaltılmış, küçük düello ve büyü masaları kurulmuştu. Salonun havası stres, mürekkep ve genç büyücülerin korku dolu fısıltılarıyla ağırlaşmıştı. Ancak Albus Dumbledore, masaya doğru yürürken sanki kendi krallığına adım atıyor gibi rahattı. Cübbesinin altındaki Kan Damgası kolyesi, göğsünde hafifçe ısınarak ona Grindelwald ile ortak olan o devasa gücü hatırlatıyordu.
Uygulamalı Tılsım sınavının jüri koltuğunda, Sihir Bakanlığı Sınav Komisyonu Başkanı Griselda Marchbanks oturuyordu. Yaşlı cadı, önündeki parşömene bakıp gözlüğünün üstünden Albus’u süzdü.
"Ah, Bay Dumbledore," dedi Marchbanks, sesi tüm salonda yankılanarak. "Hakkındaki raporları beş yıldır takip ediyorum. Flamel ile mektuplaşmalar, rünik teoriler... Ama bugün burası teori yeri değil. Bana saf, pratik tılsım yeteneğini göstermek zorundasın. Önündeki bu sıradan fincanı, yaşayan bir hayvana dönüştür. Ama unutmamanı isterim ki, bir dakikan var."
Albus hafifçe gülümsedi. Asasını çıkardı. O güne kadar sınav jürilerinin gördüğü en rafine, en kusursuz asa hareketini yaptı. Asanın ucundan sızan gümüş ışık fincana dokunduğu an, fincan sadece bir hayvana dönüşmedi. O sıradan porselen parça, tüyleri tamamen saf gümüşten, gözleri safirden olan ve salonda uçarken arkasında rünik ışık tozları bırakan efsanevi bir Anka Kuşu siluetine büründü.
Salondaki tüm diğer jüri üyeleri ayağa fırladı. Marchbanks’in elindeki tüy kalem yere düştü.
"Bu... bu sadece bir Biçim Değiştirme değil," diye fısıldadı Marchbanks, gözleri hayranlıkla dolarak. "Sen tılsım ile biçim değiştirmeyi havada birleştirdin! Ve o rünik tozlar... Bu çocuğun asasıyla yaptığı şey, sihrin doğasını yeniden bükmek!"
Albus asasını hafifçe indirdi ve gümüş anka tekrar kusursuz bir fincan olarak masaya kondu. "Sihir, sınırlar koyduğumuz sürece basittir Madam Marchbanks," dedi Albus, gözlerindeki o Grindelwald vari parıltıyı gizlemeyerek. "Ben sadece sınırları kaldırdım."
Griselda Marchbanks, sınav parşömeninin üzerine o güne kadar sadece birkaç yüzyılda bir verilen o meşhur notu düştü: "Beklenenin Çok Üstünde (O)" ve yanına özel bir not ekledi: "Bu asayla yapılanları hayatımda görmedim."
Albus sınav salonundan çıkıp koridora adım attığında, arkasından gelen alkış seslerini duymuyordu bile. Elini cübbesinin içine soktu, kolyeyi kavradı. Zihninde Gellert’ın sesi yankılandı: "Dünya bizim olacak." Albus, bu sınavların onun için ne kadar küçük, ne kadar önemsiz olduğunu biliyordu. O artık Hogwarts’ın sınırlarını tamamen aşmıştı. O, dünyayı değiştirecek olan o "Büyük İyilik" vizyonunun tam ortasındaydı.