Günler günleri kovalıyor, Godric's Hollow'un kavurucu yaz gecelerinde iki gencin fısıltıları Bathilda’nın kütüphanesinden dışarı taşıyordu. Albus, Gellert’ın sadece teoride değil, büyü dünyasının gizli kalmış karanlık tarihlerinde de ne kadar derinleştiğini gördükçe ona olan hayranlığı katlanıyordu.
Bir gece yarısı, masanın üzerindeki mumlar eriyip biterken Gellert, cebinden eski, yıpranmış bir parşömen çıkardı. Parşömene asasının ucuyla, Albus’un Hogwarts’ta hiç görmediği bir sembol çizdi: Dikey bir çizgi, onu çevreleyen bir daire ve hepsini içine alan bir üçgen.
Albus kaşlarını çattı, Antik Rünler bilgisini zorladı ama bu sembol hiçbir alfabeye ait değildi. "Bu nedir Gellert? Bir rün mü?"
Gellert’ın gözleri, mum ışığında vahşi bir parıltıyla parıldadı. "Bu bir harf değil Albus. Bu, bu dünyadaki en mutlak gücün, ölümün üzerindeki hakimiyetin haritası. Ölüm Yadigarları. Peverell kardeşlerin efsanesini duymuşsun deha dostum, ama herkes onu çocuk masalı sanıyor. Oysa onlar gerçek."
Gellert asasıyla çizdiği şeklin parçalarını tek tek işaret etmeye başladı:
"Dikey çizgi: Mürver Asa. Yenilmez, saf gücün kendisi. Büyü dünyasını dize getirecek o asadan bahsediyorum.
Daire: Diriltme Taşı. Ölümü geri çeviren, gölgeleri çağıran o kadim taş.
Ve üçgen: Görünmezlik Pelerini. Ölümün gözünden bile kaçabilen o kusursuz saklanış."
Albus "Diriltme Taşı" kelimesini duyduğu an nefesi kesildi. Zihni bir anda evdeki o karanlık odaya, Ariana’ya gitti. Eğer o taşa sahip olurlarsa, Ariana’yı o yaşayan ölümden kurtarabilir, babasını Azkaban’dan çekip alabilir, hatta annesinin o yorgun yüzünü güldürebilirdi. Mürver Asa ise ona bu dünyada kimsenin, ne Bakanlığın ne de başka bir gücün müdahale edemeyeceği o mutlak korumayı sağlayacaktı.
"Üçüne birden sahip olan kişi..." diye mırıldandı Albus, adeta büyülenmiş gibi.
"...Ölümün Efendisi olur," diye tamamladı Gellert, Albus’un omzuna elini koyarak. "Düşün Albus. Biz bu üç nesneyi bulduğumuzda, Muggle'lardan saklanmamıza gerek kalmayacak. Onları kendi iyilikleri için, bizim bilgeliğimizin altında yöneteceğiz. Gizem Departmanı’ndaki o korkakların yerin altında sakladığı sırları biz yeryüzüne çıkaracağız. Biz dünyayı fethedeceğiz."
Albus, Gellert’ın gözlerindeki o devrimci ateşe baktı. İçindeki o "kurtarıcı" ve "efendi" olma arzuları birbirine karışmıştı. Kendi kendine, bunun "Daha Büyük Bir İyilik" için olduğunu, ailesini kurtarmak için bu güce ihtiyacı olduğunu söyleyerek vicdanını rahatlattı. Albus Dumbledore, o gece Ölüm Yadigarları’nın peşine düşmek için Gellert’a sessiz bir yemin verdi. Ancak fark etmediği şey, bu yadigarların peşinde koşarken ölümün kendisinden çok daha büyük bir trajediyi kendi elleriyle eve davet ettiğiydi.