Hogwarts’ta üçüncü sınıf, öğrencilerin kendi yollarını çizmeye başladığı yıldır. Çoğu öğrenci Kehanet ya da Sihirli Yaratıkların Bakımı gibi daha "eğlenceli" dersleri seçerken, Albus’un ders programı adeta bir antik çağ kütüphanesinin fihristi gibiydi: Antik Rünler ve Aritmansi.
İlk Antik Rünler dersinde, Profesör Bathsheba Babbling tahtaya Germen ve İskandinav kökenli üç büyük rün çizdi. Sınıfa dönerek, "Bu rünler," dedi, "Sadece birer harf değildir. Bunlar, büyü dünyasının temel taşlarıdır. Doğru sıralandıklarında, bozulamayacak bir sözleşme ya da yıkılamayacak bir kalkan oluştururlar. Ancak aralarındaki o mikroskobik enerji bağını kurmak neredeyse imkansızdır."
Albus, parşömenine tek bir not bile almadı. Gözlerini tahtadaki rünlere dikti. O rünlerin arasındaki geometrik boşlukları, sihrin nasıl aktığını bir akarsuyun yatağını görür gibi görüyordu. Kürsüye yürüdü, profesörden izin bile istemeden tebeşiri aldı ve rünlerin etrafına öyle karmaşık, iç içe geçmiş aritmetik çizgiler çizdi ki, tahta bir anda hafif mavi bir ışıkla parıldamaya başladı.
Profesör Babbling şaşkınlıkla geri çekildi. "Dumbledore... Sen rünik enerjiyi sabitlemek için Aritmansi formüllerini mi kullandın? Bu... bu yedinci sınıf seviyesinin bile ötesinde!"
"Sihir bir tesadüf değil efendim," dedi Albus, sesi salonda buz gibi yankılanarak. "O bir matematik. Eğer doğru denklemi kurarsanız, sihrin sizi yönetmesini engeller, siz sihre hükmedersiniz."
Albus o an tahtaya bakarken, aklına yine o sarı saçlı gencin silueti geldi. Grindelwald’ın aradığı o "sınırları zorlayan güç", belki de bu kadim rünlerin içinde saklıydı. Eğer iki büyücü, birbirlerine bu rünlerle bağlanırsa, dünyayı yerinden oynatacak bir güç yaratabilirlerdi.
Ders çıkışında Elphias Doge, Albus’un yanına yetişmeye çalıştı. "Albus, ders boyunca adeta başka bir dünyadaydın. Profesör bile senden korktu. Neyin peşindesin?"
Albus durdu, dostuna baktı ama gözleri sanki Elphias’ın arkasındaki o sonsuz geleceği görüyordu. "Ben sadece bağları inceliyorum Elphias," dedi fısıldayarak. "Bizi ailemize, kurallara ve bu küçük hayata bağlayan o görünmez rünleri... Onları nasıl kırabileceğimizi anlamaya çalışıyorum."
O gece Albus, yatakhanede herkes uyuduktan sonra kendi gizli parşömenine ilk rünik taslağını çizdi: İç içe geçmiş iki daire ve ortalarında duran kırık bir çizgi. Bu, yıllar sonra Grindelwald ile yapacağı o meşhur "Kan Damgası" (Blood Pact) sözleşmesinin teorik olarak atılan ilk temeliydi. Albus, kendi özgürlüğünü ararken, aslında tarihin en karanlık bağına doğru ilk adımını atıyordu.