Hestia Gamp’ı susturmanın verdiği o soğuk tatmin, Albus’u birkaç gün boyunca kütüphanenin tozlu rafları arasında bir hayalet gibi dolaşmaya itti. Zihni sürekli Flamel’in gönderdiği o kırmızı kristalin yaydığı enerjiyle meşguldü. Ancak bir gece, okulun artık kullanılmayan eski sınıf ekipmanlarının istiflendiği, unutulmuş bir odanın önünden geçerken, kapı aralığından sızan alışılmadık bir parıltı fark etti.
İçeri girdiğinde, tozlu mobilyaların ve kırık kürelerin arasında, tavana kadar yükselen, altın oymalı, devasa bir ayna gördü. Aynanın üzerinde ters yazılmış o meşhur rünler vardı: "Erised stra ehru oyt ube cafru oyt on wohsi."
Albus aynanın önüne geçtiğinde, kendi yansımasını görmeyi bekliyordu. Ancak gördüğü şey, on üç yaşındaki bir çocuğun hayallerinin çok ötesindeydi. Aynadaki Albus, elinde bir değil, üç efsanevi nesne tutuyordu. Arkasında babası Percival, elini gururla Albus’un omzuna koymuştu. Annesi Kendra gülümsüyordu ve en önemlisi... Ariana. Kız kardeşi sağlıklıydı, gözlerindeki o ürkek karanlık kaybolmuştu ve neşeyle bir kuşla oynuyordu.
Albus’un kalbi sanki bir mengeneyle sıkılmış gibi acıdı. Bu, yıllar sonra Kelid Aynası olarak bilinecek olan nesneydi. O an aynanın başında ne kadar kaldığını unuttu. Aynadaki "mutlu aile" tablosu o kadar gerçekti ki, Albus elini soğuk cama uzattığında parmak uçlarının sızladığını hissetti.
"Bu bir illüzyon değil," diye fısıldadı kendi kendine. "Bu, ruhun projeksiyonu."
Fakat tam o sırada aynanın köşesinde bir karartı fark etti. Aynadaki Albus’un arkasında, kimliği belirsiz, sarı saçlı bir gencin gölgesi belirdi. Bu gölge, Albus’a aynadaki her şeyi—gücü, aileyi, Ariana’nın sağlığını—gerçek kılabileceğini vaat ediyordu. Albus bu gölgeyi tanımıyordu ama içindeki hırsın bu siluete bir cevap verdiğini hissedebiliyordu.
O gece odasına döndüğünde Albus, Felsefe Taşı kırıntısını ve ayna teorilerini birleştirmeye başladı. Eğer ayna en derin arzuyu gösteriyorsa, sihir bu arzuya giden bir köprü olmalıydı. Albus, "Bilgelik" ve "Kurtarıcılık" arasındaki o ince çizgide ilk kez kurtarıcılık tarafına doğru büyük bir adım attı. Ancak fark etmediği bir şey vardı: Kelid Aynası, insanı bilge yapmazdı; onu sadece sonsuz bir özlemin içinde çürütürdü. Albus, bu aynanın bir gün onun en büyük zayıflığı olacağını henüz bilmiyordu.