Albus, yatağının altındaki gizli bölmeye yerleştirdiği Felsefe Taşı kırıntısının yaydığı o hafif, ritmik sıcaklığı hala hissedebiliyordu. Ancak bir sorun vardı; yatakhaneden çıkarken Hestia Gamp’ın kapı eşiğindeki o sinsi gülümsemesini ve elindeki parlayan "Varlık Tespit" kristalini görmüştü. Hestia, Albus’un odasında yasaklı ve çok güçlü bir nesne olduğunu biliyordu.
Akşamüstü kütüphanenin en ıssız köşesinde, Albus’un karşısına dikildi.
"Sonunda seni köşeye sıkıştırdım Dumbledore," dedi Hestia, sesi zafer kazanmış bir komutan gibi yankılanarak. "O kutuda ne olduğunu bilmiyorum ama yaydığı enerji seviyesi okul kurallarının çok ötesinde. Eğer o kutuyu bana vermezsen ya da içeriğini açıklamazsan, doğrudan Müdür'e gidiyorum. Bir 'laboratuvar kazasından' daha fazlasını sakladığını herkes öğrenmeli."
Albus kitabını yavaşça kapattı. Yüzünde ne bir korku ne de bir öfke vardı. Aksine, sanki çok sevdiği bir bulmacayı çözüyormuş gibi nazikçe gülümsedi.
"Hestia," dedi Albus, sesi bir kadife kadar yumuşaktı. "Müdür'e gitmek senin en doğal hakkın. Ancak gitmeden önce şunu düşünmeni isterim: Geçen hafta Yasak Orman sınırında gördüğüm o nadir 'Ayçiçeği' tozlarının senin cübbende ne işi vardı? O tozlar, yasa dışı 'Aşk İksiri' yapımında kullanılır, biliyorsun. Ve senin geçen ay Slughorn’un özel dolabından bir şeyler eksilttiğine dair elimde... diyelim ki küçük bir görsel kanıt var."
Hestia’nın beti benzi attı. "Sen... sen beni mi takip ediyorsun?"
"Hayır," dedi Albus ayağa kalkarak. "Ben sadece izliyorum. İnsanlar genelde başkalarının kusurlarını ararken kendi bıraktıkları izleri unuturlar. Eğer Müdür'e gidersen, ben de senin bu küçük 'hobilerini' paylaşmak zorunda kalırım. Ve biliyorsun, okul birincisi bir dahi ile hırsızlık yapan bir üst dönem öğrencisi arasında kime inanacakları bellidir."
Albus, Hestia’nın yanından geçerken durdu ve kulağına fısıldadı: "Güç, sadece neye sahip olduğunla değil, başkalarının neye sahip olduğunu bilmenle ilgilidir. Şimdi git ve o kristalini daha yararlı şeyler için kullan."
Hestia tek kelime edemeden orada donup kaldı. Albus ise koridorda yürürken içinde garip bir tiksinti ama aynı zamanda ürkütücü bir tatmin hissetti. Birini zekasıyla ezmek, asasıyla ezmekten çok daha etkiliydi. O gece yastığına başını koyduğunda, Nicolas Flamel’in uyarısı zihninde yankılandı: "Ruhu altına çeviremezsin." Albus, ilk kez ruhunun bir parçasının karardığını hissetti ama Ariana’yı kurtarma ihtimali, bu kararmaya değecekmiş gibi geliyordu.