Laboratuvar patlamasının ardından Hogwarts koridorlarındaki fısıltılar ton değiştirdi. Eskiden hayranlıkla bakan gözlerde şimdi gizli bir korku vardı. Profesörler, Albus sınıfa girdiğinde asalarını biraz daha sıkı kavrıyor, onun "yanlışlıkla" yapabileceği bir keşfin tüm kuleyi havaya uçurmasından çekiniyorlardı. Albus ise bu izolasyondan gizli bir zevk alıyordu; çünkü yalnızlık, odaklanmak demekti.
Bir salı sabahı, büyük baykuşların bile taşımakta zorlandığı, ağır, kurşun mühürlü bir kutu Albus’un önüne düştü. Kutunun üzerinde hiçbir isim yazmıyordu, sadece Nicolas Flamel’in o özel simyasal rünü kazınmıştı. Albus kutuyu yatakhanesine götürdü ve ancak herkes uyuduktan sonra açtı.
Kutunun içinden bir mektup ve kadife bir kesenin içine gizlenmiş, başparmak tırnağı büyüklüğünde, kan kırmızısı bir kristal parçası çıktı. Bu, gerçek bir Felsefe Taşı kırıntısıydı. Mektupta Flamel’in o kadim, titrek yazısı vardı:
"Dostum Albus, yeşil alevlerin haberini aldım. O alevler, simyada 'Gurur Ateşi' olarak bilinir. Maddenin doğasını değiştirmeye o kadar odaklanmışsın ki, kendi doğanın sınırlarını unutmuşsun. Sana bu parçayı gönderiyorum; bu bir ödül değil, bir hatırlatıcıdır. Bu taş, metali altına çevirebilir ama ruhu altına çeviremez. Eğer gücü sadece 'yapabildiğin için' kullanırsan, o yeşil alevler bir gün seni değil, sevdiklerini yakar. Bu taşa bak ve kendine sor: Sahip olduğun güçle neyi iyileştireceksin, neyi yok edeceksin?"
Albus, kırmızı kristali eline aldığında avucunun içinde kalp atışı gibi ritmik bir sıcaklık hissetti. O an aklına ilk gelen şey altın veya ölümsüzlük değildi. Ariana’yı düşündü. Bu taşın yaydığı o saf yaşam enerjisi, kardeşinin içindeki o karanlığı bastırabilir miydi? Kristali sıkıca kavradı; hırsı, Flamel’in uyarısını bir kalkan gibi delip geçmişti.
O gece Albus, hayatında ilk kez karanlık bir yola saptı. Taşı analiz etmek için okulun kurallarını değil, sihrin en temel ahlak yasalarını bile esnetmeye karar verdi. Kristalden yayılan o kırmızı ışık, Albus’un mavi gözlerinde bir anlığına yansıdı. O artık sadece öğrenmek istemiyordu; o, yaşamın ve ölümün döngüsüne müdahale etmek istiyorsa, bunun bir bedeli olacağını biliyordu.