1894 yılının baharı Hogwarts’a geldiğinde, okulda tek bir gündem vardı: Sıradan Büyücülük Düzeyi (S.B.D) sınavları öncesindeki deneme sınavları ve uluslararası gözlemcilerin ziyareti. Ancak Albus için bu sadece bir rutin değil, gücünü tescilleme sahnesiydi. Sınav komisyonunun başında, o dönemin en katı büyücüsü olan ve otuz yıldır kimseye "Olağanüstü" notu vermeyen Profesör Griselda Marchbanks vardı.
Pratik sınavı salonunda hava gergindi. Albus, sınav masasına geldiğinde Marchbanks gözlüklerini düzeltti ve önündeki boş kadehi işaret etti. "Genç Dumbledore, senden bu kadehi bir kuşa dönüştürmeni değil; onu, içinden şarap akan bir çeşmeye ve aynı zamanda havada asılı duran bir pusulaya dönüştürmeni bekliyorum. Üç farklı büyü dalını aynı anda kullanabilir misin?"
Albus, etraftaki diğer profesörlerin nefeslerini tuttuğunu hissetti. Bu, beşinci sınıf seviyesinin bile üzerindeydi. Albus yavaşça asasını kaldırdı. Ancak o an, zihninde 29. bölümde okuduğu o "Ruhun Odak Noktası" teorisi çınladı. Sihri sadece bir araç olarak değil, kendi iradesinin bir parçası olarak yönlendirdi.
Asasını savurduğunda salonun ışığı bir anlığına kırıldı. Kadeh sadece şekil değiştirmekle kalmadı; şeffaf, kristal bir heykelciğe dönüştü. İçinden akan sıvı şarap değil, gümüş rengi bir ışık huzmesiydi ve bu huzme, salonun tavanındaki yıldız haritalarına çarparak o anki gezegen dizilimlerini göstermeye başladı. Albus, Biçim Değiştirme, Tılsım ve Astronomi’yi tek bir harekette birleştirmişti.
Marchbanks, elindeki parşömeni masaya bıraktı. Salon ölüm sessizliğine gömüldü. Yaşlı kadın ayağa kalktı ve Albus’un yanına yürüdü. Kristal heykelciğe dokundu; heykelcik Albus’un zihinsel enerjisiyle hala sıcaktı.
"Otuz yıldır bu salonda asalar sallanır," dedi Marchbanks, sesi tüm salonda yankılanarak. "Ama ilk kez bir asanın değil, bir zihnin maddeye bu kadar kusursuz hükmettiğini görüyorum. Genç adam, sen sadece sınavı geçmedin; sen sınavın sınırlarını yok ettin."
O akşam, Hogwarts baykuşhanesinden onlarca mektup havalandı. Mektuplar Mısır’daki simyacılara, Paris’teki büyü akademilerine ve Londra’daki Sihir Bakanlığı’na gidiyordu. Haber tekti: "Hogwarts'ta bir dev uyanıyor."
Albus, o gece kuledeki yatakhanesinde pencerenin kenarına oturdu. Elinde, Marchbanks’in ona özel olarak verdiği "Üstün Başarı Nişanı" vardı. Ama garip bir şekilde, kazandığı bu büyük zafer ona beklediği mutluluğu vermemişti. Gözlerini kapattığında hala Ariana’nın karanlık fırtınalarını görüyordu. Kazandığı her ödül, evdeki o karanlığı daha da belirginleştiriyordu.
O an bir şeyi anladı: Dünyanın takdirini kazanmak kolaydı, ama kendi vicdanının sessizliğini kazanmak imkansız gibi görünüyordu. Albus Dumbledore ismi artık bir dünya markasıydı, ama o ismin arkasındaki çocuk, her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyordu.