Hogwarts’ın o devasa kapıları ikinci kez Albus için açıldığında, koridorlarda adı fısıltıyla yayılıyordu. Albus, Gryffindor masasına oturduğunda artık kimse "Azkaban mahkumunun oğlu" diye fısıldamıyordu; herkes "kibrit çöpünü iğneye rünlerle işleyerek çeviren dahi"den bahsediyordu. Ancak bu yıl, Albus için sadece bir akademik maraton değil, aynı zamanda karakterinin test edileceği bir yıldı.
Dönemin Başkalaşım Profesörü, sınıfa girdiğinde elinde gümüş bir tepsi taşıyordu. Üzerinde beş farklı metalden yapılmış nesneler vardı. "Bugün," dedi profesör, gözleri doğrudan Albus'un üzerindeydi, "Moleküler yer değiştirmeyi ve cansız bir nesneye geçici bir 'hafıza' kazandırmayı konuşacağız. Bu, altıncı sınıf müfredatıdır ama aramızda bu sınırları çoktan zorlayanlar olduğunu biliyorum."
Albus, ders boyunca profesörün anlattıklarını not almadı. Sadece izledi. Zihninde atomların nasıl yer değiştirdiğini, büyünün nesnenin dokusuna nasıl işlediğini bir müzik parçasını dinler gibi analiz ediyordu. Uygulama saati geldiğinde, Albus asasını öyle bir zarafetle savurdu ki, önündeki kurşun külçesi sadece altın bir saate dönüşmekle kalmadı, saatin içindeki çarklar o saniye tıkır tıkır işlemeye başladı. Sınıfta derin bir sessizlik oldu. Bu sadece sihir değildi; bu, gerçekliğe hükmetmekti.
Ancak bu kusursuzluk, bir düşman yaratmıştı: Hestia Gamp. Yedinci sınıfın en parlak öğrencisi olan Hestia, bir ikinci sınıf öğrencisinin kendi tahtını sallamasından nefret ediyordu. Ders çıkışında Albus’u koridorda durdurdu.
"Çok mu hoşuna gidiyor Dumbledore?" dedi Hestia, sesi zehir gibiydi. "Profesörlerin önünde kuyruk sallamak, herkese ne kadar özel olduğunu kanıtlamak... Ama unutma, ne kadar yükseğe çıkarsan, düştüğünde o kadar çok parçalanırsın. Senin gibi tiplerin bir sırrı olur. Ve o sır açığa çıktığında, bu madalyaların seni kurtarmayacak."
Albus durdu. Yüzünde o meşhur, sakin ama içini okuyan gülümsemesi belirdi. "Sırlar, Hestia, sadece onları saklayamayanlar için tehlikelidir," dedi sakince. "Benim yükselişim seni rahatsız ediyorsa, bu benim hırsımdan değil, senin durduğun yerin sarsılmasındandır."
Hestia öfkeyle oradan uzaklaşırken, Elphias Doge yanına geldi. "Neden onlara bu kadar sert davranıyorsun Albus? Seni daha çok kıskanacaklar."
Albus, elindeki saate baktı; saatin tik takları ona Godric's Hollow'daki o sızdıran tavanın sesini hatırlatıyordu. "Kıskanılmak, acınmaktan daha iyidir Elphias," dedi Albus fısıldayarak. "Eğer en iyisi olmazsam, ailemin gölgesi beni yutar. Benim mükemmel olmaktan başka seçeneğim yok." O gece Albus, yatakhanesinde ilk kez "Barnabus Finkley Üstün Büyücülük Ödülü" için hazırlanan o devasa başvuru formuna adını yazdı. O, artık sadece bir öğrenci değil, kendi efsanesini inşa eden bir mimardı.