Ağustos ayının sonuna doğru, Godric’s Hollow’un boğucu sessizliği Albus’un ruhunu daraltmaya başlamıştı. Evdeki her fısıltı, Ariana’nın her iç çekişi ona başarısızlığını ve kapana kısılmışlığını hatırlatıyordu. Bir sabah, annesi Kendra’dan izin alarak (ki bu izin aslında "göz önünden çekil" demekti), sokağın biraz ilerisindeki o sarmaşıklarla kaplı, bahçesi antik heykellerle dolu eve doğru yürüdü.
Burası, ünlü sihir tarihçisi Bathilda Bagshot’ın eviydi. Albus, kadının yazdığı Sihir Tarihi kitabını okulda defalarca okumuş ve bazı dipnotlardaki teorik boşlukları fark etmişti. Kapıyı çaldığında karşısına, üzerinde mürekkep lekeleri olan bir önlük ve başında dağınık bir topuzla yaşlıca ama enerjik bir kadın çıktı.
"Evet evlat? Bir şey mi istedin?" diye sordu Bathilda, gözlüğünün üzerinden onu süzerek.
"Efendim, ismim Albus Dumbledore," dedi Albus, o her zamanki kibar ama kendinden emin tonuyla. "Kitabınızın on dördüncü bölümünde, Goblince İsyanları’nın nedenini sadece ekonomik verilere bağlamışsınız. Ancak o dönemdeki asa yapım yasalarındaki kısıtlamaların, goblenlerin onurunu nasıl kırdığını ve asıl tetikleyicinin bu olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki orijinal kaynaklarınızı merak etmiştim."
Bathilda elindeki asayı neredeyse düşürüyordu. Kapıyı ardına kadar açtı ve Albus’u içeri davet etti. Evin içi, tavana kadar yükselen kitap kuleleri, parşömen yığınları ve havada uçuşan kendi kendine yazan tüylü kalemlerle doluydu. O öğleden sonra, Albus hayatında ilk kez "bir çocuk" gibi değil, "bir meslektaş" gibi muamele gördü. Bathilda ona en nadir el yazmalarını gösterdi, ona sert çay ikram etti ve Albus’un zekası karşısında adeta büyülendi.
"Sen," dedi Bathilda, gün batarken Albus’u kapıdan yolcu ederken. "Sen bu yaşta bu derinliğe sahipsen, dünya senin adını çok yakında öğrenecek demektir genç Albus. Lütfen, ne zaman istersen gel. Kütüphanem senin kütüphanendir."
Albus eve dönerken adımları hafiflemişti. Ancak evin bahçe kapısına geldiğinde, camdan kendisine nefretle bakan Aberforth’u gördü. Aberforth, Albus’un o temiz ve bilgili dünyasına hiçbir zaman ait olamayacağını biliyordu. Albus ise o an şunu fark etti: Dışarıda onu takdir eden bir dünya vardı ve o dünya, bu karanlık evden çok daha çekiciydi. Bathilda ile olan bu dostluk, Albus’un sadece bilgisini artırmakla kalmayacak; birkaç yıl sonra hayatını karartacak olan o malum misafirin, Gellert Grindelwald’ın da bu eve girmesine zemin hazırlayacaktı. Ama şimdilik Albus için Bathilda, sadece Hogwarts’a dönmeden önceki son sığınaktı.