Temmuz sıcağı Godric’s Hollow’un üzerine çökmüşken, Dumbledore ailesinin evi dışarıdan bakıldığında huzurlu bir köy evi gibi görünüyordu. Ancak içeride, Albus odasındaki masada ter dökerek karmaşık bir simya formülünü çözmeye çalışıyordu. Zihnini sayılara ve elementlere gömerek aşağıdan gelen o bitmek bilmeyen fısıltıları ve ayak seslerini susturmaya çalışıyordu.
Birden evin temellerini sarsan bir gürültü koptu. Bu, Ariana’nın nöbetlerinden biriydi ama bu seferki öncekilere benzemiyordu. Albus merdivenlerden aşağı uçarcasına indiğinde, mutfağın savaş alanına döndüğünü gördü. Tabaklar havada asılı kalmış, pencereler basınçtan çatlamaya başlamıştı. Ariana mutfağın ortasında diz çökmüş, elleriyle kulaklarını kapatmış, kontrol edemediği o karanlık enerjinin (Obscurus) pençesinde kıvranıyordu.
Kendra, kızına yaklaşmaya çalışıyor ama Ariana’nın etrafındaki görünmez güç onu bir kalkan gibi geri itiyordu. Aberforth ise köşede, çaresizlik ve öfke içinde bağırıyordu: "Bir şey yap Albus! O dahi beyninle bir çözüm bul hadi!"
Albus bir anlık tereddüt yaşadı. Bakanlık takipçileri (İz) üzerindeydi; on bir yaşındaki bir büyücünün evde sihir yapması demek, babasının sırrının ortaya çıkması ve Ariana’nın hapse atılması demekti. Ama kız kardeşinin o acı dolu bakışını gördüğünde, kuralların bir önemi kalmadı.
Asasını çıkarmadı. Asayı çıkarmak "izlenebilir" bir büyü demekti. Albus, babasının ona öğrettiği o "ham gücü yönlendirme" tekniğini hatırladı. Gözlerini kapattı, ellerini iki yana açtı ve odadaki tüm enerjiyi kendi üzerine çekmeye başladı. Bu, on bir yaşındaki bir çocuk için intihar gibiydi. Oksijenin odadan çekildiğini, ciğerlerinin yandığını hissetti. Ariana’nın içindeki o vahşi fırtınayı kendi zihniyle "evcilleştirmeye", onu kendi sakin limanına çekmeye çalıştı.
Dakikalar süren o ölümcül sessizliğin ardından, havada asılı kalan her şey bir anda yere çakıldı. Ariana baygın bir halde annesinin kollarına yığıldı. Albus ise dizlerinin üzerine çökmüş, burnundan kan sızarken nefes almaya çalışıyordu.
Aberforth ona yaklaştı, ama teşekkür etmek için değil. "Bunu okulda öğrenmedin, değil mi?" diye tısladı Aberforth. "Sen sadece onu susturuyorsun Albus. Onu iyileştirmiyorsun. Onu sadece bizim için 'görünmez' kılıyorsun."
Albus o gece odasına döndüğünde, ellerinin hala titrediğini fark etti. İlk kez kendi gücünden korkmuştu. Birini kurtarmak için bile olsa, doğa kanunlarını bu kadar kolay bükebiliyor olması ona dehşet verdi. O gece kütüphanesinden bir kitap çıkardı ve kapağına bir not düştü: "Güç, kullanıldığında değil, dizginlendiğinde gerçektir." Ama içindeki o gizli ses, Hogwarts’ın o özgür koridorlarını sayıkladığı için ona "yalancı" diye fısıldıyordu.