Fawley ile olan o küçük "karşılaşma"dan sonra Albus, Hogwarts’ın gayriresmi kahramanı haline gelmişti. Gryffindor ortak salonunda herkes onun etrafında toplanıyor, ödevlerinde yardım istiyor ya da o inanılmaz asasız sihir yeteneğini sergilemesini bekliyordu. Ancak Albus, bu kalabalığın içinde kendini hiç olmadığı kadar yalnız hissediyordu. Herkes onun parıltısına bakarken, o zihninin derinliklerinde Godric’s Hollow’un karanlık odalarını ziyaret ediyordu.
Kasım ayının sonlarına doğru, akşam yemeği sırasında bir baykuş Albus’un tabağının yanına gri, hüzünlü bir zarf bıraktı. Bu annesi Kendra’dandı. Albus zarfı titreyen ellerle açtı ve sessiz bir köşeye çekildi. Mektup kısaydı ama her kelimesi bir tokat gibiydi:
"Albus, başarılarını duyuyorum ve seninle gurur duyuyorum. Ancak bilesin ki Ariana’nın nöbetleri şiddetlendi. Artık senin yaptığın o sakinleştirici tılsımlar olmadan onu zapt etmekte zorlanıyorum. Aberforth elinden geleni yapıyor ama o senin kadar sabırlı değil. Biz burada karanlıktayız evlat, sen ışığını orada parlatmaya devam et."
Albus mektubu katlayıp cebine koyduğunda, içindeki o devasa başarının üzerine bir gölge düştü. O, Hogwarts’ın sıcak şömineleri önünde en seçkin büyüsel teorileri tartışırken, kardeşi ve annesi bir "canavar" gibi görülen kız kardeşlerini saklamak için ter döküyordu. Bu suçluluk duygusu, Albus’u daha da hırslı bir hale getirdi. Madem burada olmayı seçmişti, o zaman bunun bir bedeli olmalıydı; en iyisi olmalıydı.
O akşam, dönemin efsanevi isimlerinden biri olan Profesör Adalbert Waffling (Sihir Teorisi’nin yazarı), Albus’u odasına çağırdı. Waffling, Albus’un sınav kağıtlarındaki özgün yaklaşımlardan o kadar etkilenmişti ki, ona okul tarihinde nadir görülen bir teklifte bulundu: "Genç Dumbledore, senin zihnin bu sınıflara dar geliyor. Benim özel araştırma grubuma katılmanı istiyorum. Birlikte, sihrin sınırlarını zorlayabiliriz."
Albus, bir an arkasındaki o karanlık evi, Ariana’yı ve annesini düşündü. Sonra Profesörün gözlerinin içine baktı ve o günden sonra hayatının mottosu haline gelecek olan o kararlı ifadeyle cevap verdi: "Onur duyarım efendim. Gidebileceğimiz en uç noktaya kadar gitmek istiyorum." O gece Albus, yatakhanesine döndüğünde yastığının altına asasını koydu ve kendi kendine fısıldadı: "Eğer ailemden uzaktaysam, buna değecek kadar büyük bir adam olmalıyım."