Hogwarts'taki ilk haftasında Albus Dumbledore ismi, koridorlarda bir efsane gibi fısıldanmaya başlanmıştı bile. İlk Biçim Değiştirme dersinde, Profesörün verdiği bir kibrit çöpünü dersin bitmesine daha kırk dakika varken sadece gümüş bir iğneye değil, üzerine ince işçilikle rünler kazınmış bir dikiş iğnesine dönüştürmüştü. Profesör, gözlüklerini indirip masaya baktığında tek bir kelime edebildi: "Kusursuz."
Ancak Albus için her şey sadece akademik başarıdan ibaret değildi. Bir akşamüstü, kütüphaneden dönerken Büyük Salon’un girişinde bir grup Slytherin üst dönem öğrencisi tarafından durduruldu. Grubun başındaki yedi sınıf öğrencisi Lucius Fawley, Albus’un yolunu kesti. Fawley’nin yüzünde tiksinti dolu bir gülümseme vardı.
"Bakın burada kim var," dedi Fawley, sesini etraftakilerin duyabileceği kadar yükselterek. "Muggle katili Percival’ın küçük dahi oğlu. Söyle bakalım Dumbledore, baban Azkaban’ın soğuk hücrelerinde çürürken sen burada nasıl bu kadar rahat ders çalışabiliyorsun? Yoksa o 'Muggle sevgini' babandan miras kalan nefretle mi gizliyorsun?"
Etraftaki öğrenciler duraksadı, bir sessizlik oldu. Elphias Doge, Albus’un yanına gelip kolunu tuttu ama Albus kıpırdamadı. Albus’un yüzünde ne bir öfke ne de bir korku vardı; sadece derin, buz gibi bir sükunet. Yavaşça elindeki kitapları yere bıraktı ve Fawley’nin gözlerinin tam içine baktı.
"Babamın yaptığı seçimler onun sorumluluğundadır Fawley," dedi Albus, sesi ürkütücü derecede sakindi. "Ama senin şu an yaptığın seçim, yani bir birinci sınıf öğrencisine zorbalık etmek, sadece senin karakterini gösterir. Eğer zekanı benim ailemden daha yaratıcı bir şey için kullanmak istersen, kütüphanede sana uygun kitaplar önerebilirim."
Fawley sinirlenip asasını çekti ama daha ağzını açamadan, Albus’un asası elinde bir şimşek gibi belirdi. Bir büyü sözü söylemedi, sadece asasını hafifçe savurdu. Fawley’nin ayaklarının altındaki taş zemin bir anda yumuşak bir çamura dönüştü ve üst dönem öğrencisi herkesin önünde komik bir şekilde yere kapaklandı. Albus, Fawley’e bakmadan kitaplarını yerden aldı ve ağır adımlarla yürüdü. O gün Hogwarts, Albus Dumbledore'un sadece "zeki" değil, aynı zamanda asla kışkırtılmaması gereken bir "güç" olduğunu anladı.