Mould-on-the-Wold artık Dumbledore ailesi için bir yuva değil, acı hatıraların ve meraklı gözlerin taciz ettiği bir mezarlıktı. Annesi Kendra, kocasının "Muggle düşmanı" olarak damgalanmasının ardından, çocuklarını korumak ve Ariana’nın durumunu dünyadan gizlemek için tek çareyi kaçmakta buldu. Yeni durakları, büyücü dünyasının en eski ve en efsanevi yerleşimlerinden biri olan Godric’s Hollow idi. Ancak Albus için bu taşınma bir macera değil, zorunlu bir sürgündü.
Albus artık on yaşına basmıştı. Diğer çocuklar sokaklarda süpürge biniş talimi yaparken veya nehir kenarında kurbağaları havaya uçururken, Albus vaktinin çoğunu pencereleri kalın perdelerle örtülmüş, loş ışıklı evlerinde geçiriyordu. Ariana’nın nöbetleri her geçen gün daha öngörülemez hale geliyordu; kız kardeşi bazen bir melek kadar sakin, bazen ise duvarları sarsan karanlık bir fırtına gibiydi. Albus’un görevi, annesine yardım etmek ve bu "patlamaları" büyüsel perdelerle köy halkından gizlemekti. Henüz bir asası yoktu ama babasının kütüphanesinden kalan antik ciltleri hatmederek, "Sözsüz ve Asasız Perdeleme" teorilerini kendi başına çözmeye başlamıştı.
Bu yıllarda Albus’un dehası, bir savunma mekanizmasına dönüştü. O, kaçamadığı bu fiziksel hapishaneden zihniyle kaçıyordu. Evin çatı katındaki küçük masasında, simya formülleri karalıyor ve kadim rünlerin anlamlarını çözüyordu. İçinde iki farklı Albus çarpışıyordu: Bir yanda babasına verdiği sözü tutmaya çalışan, Ariana’nın nöbetlerinde ona ninniler söyleyen fedakar abi; diğer yanda ise dış dünyadaki o devasa bilgi okyanusuna susamış, kendi parıltısının bu loş evde sönüp gitmesinden gizli bir öfkeyle korkan o hırslı deha.
Geceleri bazen pencereden dışarıya, komşuları olan Bathilda Bagshot’ın evine bakar ve orada paylaşılan akademik makaleleri, tartışılan büyük fikirleri hayal ederdi. Oraya aitti, biliyordu. Ama Ariana’nın içeriden gelen hıçkırığı, onu tekrar o ağır ve karanlık gerçekliğe geri çekerdi. Albus, bu dört duvar arasında geçirdiği her saniye, sabrın ve sır tutmanın ne demek olduğunu iliklerine kadar öğrendi. O, artık sadece bir çocuk değil, sessizliğin ve sorumluluğun en büyük ustasıydı.