Albus sekiz yaşına bastığı o yaz, hayatının en sıcak ama ruhunun en soğuk günlerini yaşıyordu. 15. bölümde kardeşlerine yaptığı o ışıklı ejderha gösterisinin üzerinden sadece bir hafta geçmişti. Güneşli bir öğleden sonra, Albus evin kütüphanesinde eski bir parşömeni incelerken, dışarıdan gelen o tiz çığlıkla irkildi. Bu Ariana’nın sesiydi ama daha önce duyduğu hiçbir ağlamaya benzemiyordu; saf bir dehşet barındırıyordu.
Bahçeye fırladığında, arka çitlerin orada üç Muggle çocuğun Ariana’yı köşeye sıkıştırdığını gördü. Çocuklar, Ariana’nın kontrolsüzce uçurduğu papatyaları görmüş ve korkuyla ona saldırmışlardı. "Cadı!" diye bağırıyorlardı. Albus oraya vardığında, çocuklardan biri Ariana’yı sertçe yere itmişti. Ariana’nın içindeki sihir, o an bir savunma mekanizması olarak değil, bir patlama olarak dışarı çıktı ama çocuklar onu durdurmak için daha da şiddetli karşılık verdiler. Albus, kız kardeşinin gözlerindeki ışığın söndüğünü ve yerini derin, karanlık bir boşluğun aldığını gördü. O an Albus için dünya artık oyunlardan ve ışıklı ejderhalardan ibaret değildi; dünya, farklı olandan nefret eden acımasız bir yerdi.