Albus sekiz yaşına girmek üzereydi ve artık evdeki büyüsel enerjiyle adeta bir orkestra şefi gibi oynuyordu. Bir akşam, Ariana ve Aberforth’u eğlendirmek için odanın ortasında durdu. Asası yoktu ama ihtiyacı da yoktu; sadece parmaklarını havada zarif bir kavisle salladı.
Odanın tavanında, babasının anlattığı masallardan fırlamış gibi duran, duman ve ışıktan yapılmış küçük bir ejderha belirdi. Ejderha, çocukların kahkahaları arasında odada süzülüyor, ağzından yakmayan ama gül kokulu minik ateşler çıkarıyordu. Albus, kardeşlerinin yüzündeki o saf mutluluğu izlerken kendi gücünün en güzel kullanımının "mutluluk vermek" olduğuna karar vermişti.