Albus yedi yaşındaydı. Bir akşam Percival, oğlunu şöminenin karşısına çağırdı. Albus’un elindeki parşömeni kenara bırakışındaki o zarif tavır, babasını hem gururlandırıyor hem de korkutuyordu. Percival, Albus’un gözlerinin içine bakarak, "Güç, sadece ne yapabildiğinle ilgili değildir Albus," dedi. "Asıl güç, ne yapmamayı seçtiğindir."
Percival, masanın üzerine basit bir gümüş kaşık koydu ve Albus’a onu sadece iradesiyle eğmesini değil, onu eğmemek için içindeki o coşkulu sihir akışını nasıl bastıracağını öğretti. Albus için bu, sihir yapmaktan çok daha zordu. Ter damlaları şakaklarından süzülürken, içindeki o devasa enerjiyi dizginlemeyi başardı.
O gece Percival, oğluna büyücülerin gizlilik yasalarından ve dünyadaki dengeden bahsetti. Albus, babasının sesindeki ciddiyeti bir mühür gibi kalbine kazıdı. "Söz veriyorum baba," dedi küçük bir sesle. "Işığımı sadece gerektiğinde yakacağım." Bu, Albus’un hayatı boyunca taşıyacağı o büyük "gizlilik ve kontrol" yükünün ilk halkasıydı.