1885 yılının sonlarına doğru Dumbledore evine yeni bir nefes geldi: Ariana. Albus altı buçuk yaşındaydı ve kardeşini kucağına ilk aldığında, onun minik parmaklarındaki zayıf ama saf sihir akışını hemen hissetti. Albus için bu, sadece bir kardeş değil, korunması gereken narin bir hazineydi.
Aberforth, bebekle oynamak için sabırsızlanıp gürültü yaparken; Albus, Ariana’nın başucunda oturup ona kadim dillerdeki tekerlemeleri bir ninni gibi mırıldanıyordu. Garip bir şekilde, bebek Ariana sadece Albus’un sesini duyduğunda susuyor ve o derin mavi gözlerini abisinin gözlerine dikiyordu.
Albus, kız kardeşinin etrafında görünmez bir koruma kalkanı hissetmeye başlamıştı. O günlerdeki huzur, evin pencerelerinden sızan altın sarısı gün ışığı gibiydi. Henüz Muggle çocuklarının saldırısı yaşanmamıştı, babası Percival hala yanlarındaydı. Albus, bu tablonun sonsuza dek süreceğini sanarak Ariana'nın alnına küçük bir öpücük kondurdu. O an, bir abiden çok bir muhafız gibi hissediyordu.