Albus artık altı yaşındaydı ve evin tavan arasındaki o loş köşe, onun kutsal mekanı haline gelmişti. Babasının eski mürekkep şişelerini, annesinin kurutulmuş bitki özlerini gizlice buraya taşıyordu. Henüz bir asası yoktu ama parmaklarının ucundaki o karıncalanma, ona ne yapması gerektiğini fısıldıyordu.
Bir öğleden sonra, boş bir cam kavanozun içine birkaç kurutulmuş lavanta ve biraz yağmur suyu koydu. Gözlerini kapattı ve suyun içindeki moleküllerin dans ettiğini hayal etti. Sadece odaklandı. Birkaç dakika sonra kavanozdan hafif bir cızırtı yükseldi ve su, parlak kehribar rengine dönüştü.
Albus, henüz resmi bir eğitim almadan kendi küçük "iksirini" yapmıştı. Bu iksir ne işe yarıyordu bilmiyordu ama kokusu ona huzur veriyordu. O gün şunu anlattı kendine: Dünya, doğru niyetle karıştırıldığında şekil değiştiren dev bir kazandı. Albus, o kazanın başındaki büyük usta olmaya giden ilk küçük karışımını hazırlamıştı.