Albusun annesi Kendra, Albus’u yatağına yatırırken ona her zamanki masalları değil, Ozan Beedle’ın Hikayeleri’ni okumaya karar verdi. Albus, annesinin sesindeki o kadim tınıyı dinlerken, "Üç Kardeşin Hikayesi"ne geldiğinde nefesini tuttu.
Kendra, Ölüm’den kaçmaya çalışan kardeşleri anlatırken Albus’un gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Diğer çocuklar pelerinli bir "Ölüm" figüründen korkardı, ama Albus pelerinin altına gizlenen o muazzam güce odaklanmıştı. "Anne," diye fısıldadı Albus, "Görünmezlik Pelerini gerçekten her şeyi saklayabilir mi? Kalpteki üzüntüyü bile mi?"
Kendra, oğlunun bu sorusu karşısında duraksadı. Albus, o gece rüyasında kendini o efsanevi pelerinin altında, dünyanın tüm gürültüsünden uzak ama her şeyi gören bir göz olarak hayal etti. O pelerin, o asasa ve o taş... Henüz isimlerini tam bilmiyordu ama ruhu, o üç nesnenin vaat ettiği "Efendilik" kavramına ilk kez o gece gizlice selam verdi.