Albus beş yaşına girmek üzereyken, evin koridorundaki gümüş işlemeli boy aynasına karşı garip bir ilgi duymaya başladı. Diğer çocuklar aynada sadece kendi yansımalarını görürken, Albus camın arkasındaki derinliğin peşindeydi. Aynanın içindeki yansımasının, kendisinden bağımsız hareket edip etmediğini merak ediyordu.
Bir gece yarısı, elinde küçük bir mumla aynanın karşısına geçti. Gözlerini kendi yansımasına dikti ve kırpmadan bekledi. İçindeki o tanıdık sıcaklığın aynaya doğru akmasına izin verdi. O an, aynanın yüzeyi su gibi dalgalandı ve Albus’un yansıması ona göz kırparak küçük bir gümüş anahtar uzattı.
Albus elini camın soğuk yüzeyine koyduğunda, parmakları camın içine geçti. Ancak anahtarı tam kavrayacakken annesi Kendra’nın ayak seslerini duydu ve büyü bozuldu. Ayna tekrar sertleşti. Albus o gece şunu fark etti: Zihin ve madde arasındaki sınır, sadece bir niyet meselesiydi. O günden sonra aynadaki kendine her baktığında, gördüğü şeyden çok daha fazlası olduğunu biliyordu.