Albus dört yaşına bastığında, konuşması akranlarından çok daha akıcı ve seçici bir hal almıştı. Ancak o, konuşmak yerine dinlemeyi tercih ediyordu. Evin içinde sessiz bir gölge gibi dolaşır, duvarlardaki tabloların fısıltılarını (ya da o yaşta ona öyle gelen sihirli titreşimleri) duymaya çalışırdı.
Bir akşamüzeri, babası Percival çalışma odasında uyuyakalmıştı. Albus parmak uçlarında odaya süzüldü. Masanın üzerindeki karmaşık haritalara ve hareket eden koordinatlara baktı. Minik parmağını haritanın üzerinde gezdirdiğinde, mürekkep sanki onun zihnini okuyormuş gibi yer değiştirmeye başladı.
Albus, henüz harita okumayı bilmiyordu ama yıldızların ve yolların arasındaki o matematiksel uyumu sezebiliyordu. O gün babası uyandığında haritadaki tüm nehirlerin yerinin değiştiğini gördü. Albus ise sadece köşede oturmuş, "Düzen değişmeyi seviyor baba," demişti. Percival, oğlunun sadece güçlü değil, aynı zamanda tehlikeli derecede algısal olduğunu o an bir kez daha anladı.