Albus artık üç yaşındaydı ve evin bahçe çitleri onun için dünyanın sınırıydı. Bir gün çitlerin arasından köydeki Muggle çocuklarını izlemeye daldı. Onlar çamurla oynuyor, bağırıyor ve basit oyuncaklarla vakit geçiriyorlardı. Albus ise elindeki tahta parçasını bir asa gibi tutarak onları sessizce analiz ediyordu.
İçlerinden biri Albus'a bakıp, "Neden öyle garip bakıyorsun?" diye bağırdığında, Albus cevap vermedi. Sadece gülümsedi. O an çocuğun elindeki çamur topu birden bire rengarenk bir çiçeğe dönüştü. Çocuk korkuyla elindekini yere fırlatıp kaçarken, Albus’un küçük kalbinde ilk kez o soğuk gerçeklik yankılandı: İnsanlar, anlamadıkları şeylerden korkarlardı.
Annesi Kendra onu apar topar içeri çektiğinde, Albus’un gözlerinde hüzünlü bir olgunluk vardı. Babası Percival o akşam Albus'u karşısına alıp, "Gücünü her zaman saklamalısın Albus, dünya henüz senin gördüklerini görmeye hazır değil," dedi. Albus o gece ilk kez, sır saklamanın bir yük değil, bir hayatta kalma biçimi olduğunu öğrendi.