Albus 1 yaşlarında emeklemeye başladığında, hedefleri oyuncak çıngıraklar değil, babasının çalışma masasının en üst rafındaki kalın ciltli kitaplardı. Daha konuşmayı sökmeden, parşömenlerin üzerindeki mürekkebin kokusunu diğer her şeyden ayırt edebiliyordu.
Bir öğleden sonra Kendra, mutfakta iş yaparken içeriden gelen garip bir hışırtı duydu. Odaya girdiğinde gördüğü manzara büyüleyiciydi: Albus yerde oturmuş, elini havaya kaldırmıştı. Percival’ın kilitli tuttuğu bir büyü kitabı masadan süzülerek aşağı inmiş, sayfaları Albus’un önünde rüzgarda savrulur gibi kendi kendine dönüyordu.
Albus, henüz anlamını bilmediği rünlere minik parmağıyla dokundu. O an, odanın tavanında küçük, mor kıvılcımlardan oluşan yıldız haritaları belirdi. Kendra korkuyla karışık bir hayranlıkla izlerken, Albus hayatının ilk kelimesini fısıldadı: "Bak..." Sadece bir kelimeydi ama o gün Dumbledore ailesi, Albus'un dünyayı sadece izlemekle yetinmeyeceğini, onu baştan aşağı değiştireceğini anlamıştı.