Godric’s Hollow’un kızıl akşamüstünde, Albus pencerenin kenarında oturmuş, elindeki kadim parşömenlere değil, bahçedeki sarı saçlı gence bakıyordu. Gellert Grindelwald... Hayatında ilk kez zekasının yankısını bir başkasının sesinde bulmuştu.
"Albus," dedi Gellert, asasıyla havada karmaşık, altın rengi bir sembol çizerken. "Dünyayı değiştirmekten bahsediyoruz. Artık saklanmak zorunda kalmadığımız, Muggle'ların korkusundan kurtulduğumuz bir düzenden..."
Albus bir an duraksadı. Zihninde, babasının Azkaban’daki sonu ve kız kardeşi Ariana’nın o hüzünlü, parçalanmış bakışları canlandı kısa bir an için. Ama Gellert’ın gözlerindeki o parıltı, Albus’un içindeki en büyük karanlığı, yani hırsı besliyordu.
"Çoğunluğun iyiliği için," diye fısıldadı Albus. Kendi sesine bile yabancıydı bu cümle. "Bunu başarabiliriz Gellert. Ama bedeli..."
Gellert güldü, sesi rüzgar gibi keskindi: "Bedelleri sadece zayıflar düşünür, dostum. Biz ise dünyayı yeniden kuracağız."
O akşam, tarihin en büyük dostluğu ve en karanlık düşmanlığı aynı masada, iki gencin parmak uçlarındaki kıvılcımlarla başladı. Albus, o an farkında değildi; o altın parıltılar, ileride yüreğini yakacak olan yangının ilk kıvılcımlarıydı.